Arıcılık Bal Üretmek Satmak Para Kazanmak

emine Emine Fire Avatar

Arıcılık Karakovan Ortganik Delirten Balı Nasıl Yapılır Nasıl Üretilir


Arıcılık Nedir:
Bal arılarını ahşap kovan olan fenni kovan veya kara kovan yetiştirip gelişimini sağlamak ve nektar akımının olduğu dönemde bal,polen ve propolis ve arı sütü üretmektir. Arıcılığa yeni başlayan arıcı ilk sene 3-5 kovanla başlamalı arı ailesini tanıyıp ,kolonilerin çalışma  şeklini öğrenmeli sonraki  senelerde arı mevcudunu artırmalıdır.
Arıcılık Nasıl Yapılır: Arıcılık için ilk önce içinde bal arılarının bulunduğu bir kovan olmalıdır. Bunun yanında arının bakım ve kontrolu için koruyucu malzeme olan maske,arıcı maskesi ve arıyı sakınleştirmek için tütsü(duman) veren körük ve kovandaki çerveleri birbirinden ayırmak ve mumları temizlemek için eldemiri olmalıdır. Bu araçlar arıcılar için demirbaşlardır.

Arıcılık:Ülkemizde arıcılık 50-100 sene önce ilkel yöntemlerle yapılırdı. Eski tip arıcılıkta arıcıların üç beş tane arıları olur, onlarla bal üretmeye çalışılırlardı. Günümüz arıcılığında ise bilim ve teknolojinin gelişimine paralel olarak arıcılık gelişmiş ,arıcılık faaliyetleri hız kazanmış ve teknik arıcılığa geçilmiştir.  Arıcılar eskiye oranla daha bilinçli ,arı ailesini tanımakta,arının gelişimini hızlandırabilmekte, zayıf koloniye yeni koloniler takviye edebilmekte,arıyı güçlendirebilmektedir.
Arıcılık diğer tarımsal faaliyetlere göre daha az sermaye ile yapılan kısa sürede kazanç sağlayan bir faaliyettir.Arıcılıkta bilgi ve tecrübe olmazsa olmaz kurallardan biridir. Bilgi ve tecrübeden yoksun olarak yapılan arıcılık ekonomik kazanç bir yana başarısızlıkla sonuçlanır,zarar getirir.
Arıcılığa başlarken arıcılık yapılacak bölge iyi seçilmeli,bölgenin bitki örtüsü ve iklimi arıcılık için uygun olmalıdır. Rakımı (denize olan yükseklik) yüksek olan yerlerde arıyı rüzgardan ve soğuktan korumak gerekir.Özetle arıcılar arıyı koyacakları yeri belirlerken,yerin günün büyük bir bölümünde güneş alması gerekir. Arılar o bölgenin güney tarafında olmalıdır. Kovanın yönü güney-doğu istikametinde olması gerekir.
Ülkemizin coğrafik ve ekonomik yapısı arıcılığa uygundur. Arıcılıkta bal üretimininde aslan  payı kıyı bölgerimizdedir.Üretilen balın yarıya yakın kısmı sırasıyla Ege-Karadeniz ve Akdeniz bölgelerinde üretilir.
Kırsal böglelerde arıcılıkta bal üretiminde kovan başına üretilen bal miktarı azalmakta fakat balın kalitesi  artmaktadır.Kırsal bölgelerde üretilen balın nem oranı sahil kesiminde üretilen bala oranla daha azdır. Bunun yanında kırsal bölgerde rakım arttıkça endemik çiçek çeşitleri görülmektedir.Endemik çiçekler yetiştiği yörenin florasının kalitesini etkileyen faktördür. Ülkemizde Rize İli ,Anzer Ballıköy´de yetişen dünyaca ünlü Anzer Balı´da içeriğinde endemik çiçek çeşitlerini barındırır.
Arıcılık,doğa için vazgeçilmezdir. Arılar doğaya zarar vermeyen,aksine doğanın gelişimine katkıda bulununan ,bir mucize eseri yaptıkları bal,polen,arı sütü,propolis ve hatta iğnesiyle insanoğluna şifa kaynağı olan harikulade bir böcektir.Arılar sayesinde çiçeklerin tozlaşması daha fazla olmakta,sebze-meyve ve bitkilerden elde edilen verim de artmaktadır.

---------------------------------------------------------------------------

ARICILIK HAKKINDA HERŞEY

Arı Ürünleri Nelerdir ?

1-BAL
Sağlık ve beslenme düzenimizin şifalı cevheri BAL, arıların ilk akla gelen ürünüdür. Binlerce çiçeğin kucağında toplandığı şekerli özleri,kursağındaki salgılarla karıştırarak bal haline getiren arı onu yine kendi bünyesinden salgılayarak yaptığı petek gözlerine doldurur.Petek gözlerinin esası,balmumum dediğimiz cevherdir.Arı ;kovandaki bal ve polen dediğimiz çiçek tozlarını yiyerek , bu mumu vücudundan terleyerek çıkarır; sonrada karın halkalarındaki küçük mum pulcuklarını ağzına alarak ,bir mühendis gibi petek gözlerini inşa eder. Çerçeveli modern kovanlardaki bir arı ailesi bir yılda verdiği bal miktarı senelerin ve kovanların ortalaması olarak 20-30 kilodur. Gezginci arıcılık yapanların ortalaması 35-40 kilodan aşağı düşmez.İyi derecede Teknik Arıcılık bilgisine sahip olanlar ise 1 kovandan 50-60 kilo ve hatta bazı müsait geçen yıllarda 80-100 kilo bal alınabilmektedir. Tahta ;Sepet;oyma kütük (Kavran) veya topraktan yapılmış gibi kovanlardan alınan bal ise 5-l5 kilodur.

2-POLEN Çiçeklerin ortasında bulunan erkek üreme hücrelerine polen denir.Ancak mikroskop altında görülebilen bu hücreler 10 yıl dayanabilecek kadar canlıdırlar ve o bitkinin tüm genetik özelliklerini taşır ve döllenmeyi sağlayarak nesillerinin devamını temin ederler. Arılar yavru halinde iken beslemek üzere gözlere konulan süt,aslında bal ve çiçek tozu karıştırılarak hazırlanır.İlkbaharda görürsünüz;araka bacaklarındaki sepetçiklerinde toplu iğne başı kadar polen bulunan arılar kovanlara girer.Polen yavruların baş gıdasıdır.Bizim yiyeceklerimizde etin yerini tutar Polen.Ama son yıllarda insanoğlu,arının getirdiği bu Polene de el attı.Çünkü bilhassa bazı bağırsak hastalıklarında ,yaşlıların prostatında ,beslenme bozukluklarında ,polenin şifalı olduğu anlaşıldı. Zira;polende proteinler karbonhidratlar,mineral maddeler,organik ve serbest amine asitler, nukleid asit, anzim ,vitamin karotenaidler , flavinoidler ve gelişme regülatörleri yüksek oranda vardır.İnsan diyet ve beslenmelerinde de çok kullanırlar,kıymetli bir arı ürünüdür. Böyle olunca arıcılar ,kovanların giriş deliği önüne ve dip tahtasına elekli tuzaklar koydular.Arı bu tuzaktan geçerken arka bacaklarındaki çiçek tozu yumağı takılarak düşüyor.Böylece bir kovandan 15-20 kilo çiçek tozu almak mümkün olabiliyor.Aslında bir kovanın bir mevsimde getirdiği çiçek tozu 50-60 kiloyu bulur. Tıbbi besin değeri başka hiçbir madde ile kıyaslayamayacak kadar güçlüdür.Örneğin;Saf arı sütünden 7 misli ve baldan da ise tam 60 misli güçlüdür.

3-ARI SÜTÜ Anasız bırakılan kovanlarda ,ailenin neslinin devamı iç güdüsüyle ,ana beşiğine,genç arıların gırtlak bezlerinin salgısı olarak ,kurtçukların beslenmesi için depo ettiği muhallebi renk ve kıvamındaki bu harika besin de ana memelerinden tahta bir kaşıkla derlenir.Oğul verme hazırlığındaki kovanlarda da çok bulunur.Üretiminde başvurulan metotlar ve arıcının yeteneğine göre bir kovandan 20-400 gram alınabilir. Arı Sütü dediğimiz yavru gıdası 5-l5 günlük henüz kovan dışı hizmetlerine başlamamış genç işçi arılar tarafından arı yavrularının beslenmesi için salgılanır. Salgı işçi arıların başlarında bulunan sağlı sollu kangal şeklinde,çok sayıda küçük tüplerden meydana gelen gıda bezleri tarafından meydana getirilir.Yoğunlaşmış süt görünüşünde bir sıvıdır.Larvalar ilk üç gün ,ana arılar ise bütün hayatları boyunca bu gıda ile beslenirler.Arı sütü sadece ana arı memelerinden üretilir. Arı sütü çok karışık yapıya sahiptir.Bol miktarda doku yapı maddesi olan protein ile enerji istihsal kaynağı olan karbonhidratlar ve yağlardan ve bol miktarda vitaminler su ve henüz tespit edilmemiş olan diğer bazı maddelerden meydana gelir.Arı sütünün bileşimi sadece ana arı memelerinden alınanlarda değişmeden sabit kalır. Arı sütü tıbba ve insan diyetlerinde kullanılan çok kıymetli bir maddedir.İstihsal edilen arı sütü gerek yurdumuzda ve gerekse diğer ülkelerde çok fazla fiyatla satılan ve aranan bir maddedir.

4- BAL MUMU Arıların diğer çok önemli ürünü ise BALMUMU´DUR. Sanayiinin pek çok kollarında aranan balmumunun en önemli kullanma yeri modern arıcılıkta Suni Petek yapımıdır.Arıcılıkta altın gibi değerlidir.Kovanlardan elde edilen balın %1´ i kadar üretim yapılır.Bir Dadan yada Langstrot kovan çerçevesinin iyice temizlenmesinden 100-150 gram elde edilebilir. İlkel kovanlarda balsız peteklerden daha çok elde edilebilir.Bir kilosu yaklaşık 1-2 kilo yayla balı değerindedir. Balmumu kıymetli bir endüstri ham maddesi olarak bütün borsalarda muamele görmektedir.Kozmetik sanayiinde , dişçilikte,ayakkabı yapıştırıcı maddelerinde, maden ve makine sanayiinde ,kağıtçılıkta, çivi çakımı, temizlik maddelerinde ve kalıpçılıkta değerli bir sanayii maddesi olarak kullanılmaktadır.

5-PROPOLİS Propolis , reçineli ,acıca , keskin kokulu kahverengi ve sarımsı bir maddedir.Arılar ağaçların taze sürgünlerinden toplarlar ve arka bacaklarındaki sepetçiklere polen gibi depo ederek kovanlarına getirirler . Balmumu ile karıştırılan propolis kuruyunca çok sertleşen bir hamur haline gelir İşçi arılar bu hamuru nemden,soğuktan korumak için kovanlarında bir çeşit çimento olarak ta kullanılırlar.Bilhassa sümüklü böcek ,fare ve kanatlılardan yabancı böcek ,kovana arıların faal halde bulundukları. 10 derecenin üstünde girdiği zamanlarda bu davetsiz misafirleri öldürerek , taşımayacakları kadar ağır olanları propolisle sıvarlar .Yani mumyalarlar.Böylece enfeksiyon ve hastalıklara sebep olabilecek olan ceset ,ancak mumyalama maddesi olan propolisin antibakteriyel ve antifungal özellikleriyle çürümekten korunur. Propolis arılar üzerinde psikolojik tesir göstermekte ve arıların kovan içindeki hareketlerini kontrol etmektedir. Arılar arılığa yakın yerlerde bulunan taze yumuşak boya ,macun ve hatta asfalt yollardan da aynı maksat için katranlı yapıştırıcı kapatıcı maddeler toplarlar.Şüphesiz asfalt yol ve meskun yerlerden uzak ,orman ve bahçe içlerindeki arıların toplayacağı propolis yalnız ağaçlardan olacağından daha temiz ve maksada daha elverişlidir.Normal ısıda katı olan propolis ,fazla ısıda yumuşak ve yapışkan olur. Propolissin toplama ve taşıma işlemi arı için çok yorucu olduğundan ,boşaltma işlemini başka arılar yapar ve ertesi günü bu arı dinlenerek geçirir. Propoliste mumlar ,reçineler,bal semalar,aroma tik ve etersi yağlar ile polen ve diğer organik maddeler de vardır . Kavak ağacı tomurcuklarından toplanan propolisin en yüksek aktif antibiyotik ihtiva ettiği belirtilmekte ve fungisit özelliğe sahip olduğu ilave edilmektedir.

6-ARI ZEHRİ Arı zehri de çok şifalı bir üründür.Bazı romatizma hastalıklarda ve bilhassa ; Artritis ; denilen mafsal romatizmalarına çok iyi gelmektedir.Almanya,Amerika,Kanada´da bazı arı çiftlikleri yalnız arı zehri elde etmek için kurulmuştur.Tansiyon ,nevralji ,astım, ve siyatik gibi bazı hastalıklara da çok iyi geldiği anlaşılan ve yurt dışında tıpta geniş miktarda kullanılan arı zehrinin Türkiye´de maalesef Profesyonelce ne üretimi nede tüketimi vardır.Almanya da Forapin , Avusturya da imini Bulgaristan da Nev opalin , Rusya da Apitriv ve Fransa da Apikon isimli arı zehri romatizma ilacı olarak kullanıldığı belirtiliyor.

7- OĞUL ARISI Bir arı ailesi 1-2 ve hatta iyi bir bakım ve besleme ile 5-6 kadar oğul verebilir.müsait giden yıllarda çıkan oğullar da tekrar o sene Torun Oğul verebilir.Fenni arıcılıkta kuvvetli kovanlardan istendiği taktirde suni oğullar almakta mümkündür. Arcı ihtiyacından fazla olarak elde ettiği oğulları satarak gelir sağlayabilir.Oğul bahsinde belirtileceği gibi işletmelerini yalnız oğul arıcılığı için kurarak yurdun her tarafına oğul arısı satışları da yapılabilecek. Kendisine ve insanlığa büyük hizmette bulunabilir.;Dostuna verecek arın ,komşuna verecek balın olsun; ata sözü ,boşuna söylenmiş değildir.

8-ANA ARI ÜRETİMİ Yurdumuzda ana arı satışları başlamıştır.Bu konuya eğilen özel ve resmi kuruluşlar yalnız kazanmakla kalmayacaklar,iyi cins analarla yurt arıcılığının kalkınmasına da yardımcı olacaklardır.Damızlık iyi vasıflı Kafkas ve Kuzey Anadolu ırkı ana arılar yaklaşık 1-2 kg. yayla balı değeri ile satılmaktadır.Ana Arı temini ve geniş bilgi almak için Telefon: 0212.466 54 55 arayabilirsiniz.

9- ARILI FENNİ KOVAN SATIŞLARI Yurdumuzda arılı fenni kovan talepleri her yıl artmaktadır.Standart 5 çerçeveli kovanlarla Trakya,Anadolu,Güney Anadolu´da her yıl biraz daha yükselen fiyatlar ve modernleşen usullerle satılabilmektedir.Hazır ana arı ,oğul alarak fenni kovanlara yerleştirmek suretiyle bu satışlar yapılacağı gibi , yapay bölme oğullar almak suretiyle çiftleşmiş analı kovanlar satışından daha iyi gelir sağlamak mümkündür.

10- ARILARI BİTKİLERİN DÖLLENMESİ İÇİN KİRAYA VERMEK Amerika ve Avrupa da yapılan denemeler,arıların bitkilerin döllenmesini temin etmek suretiyle ziraat da sağladığı faydanın ,bize verdiği bal ve balmumu mahsulünden 7 misli daha değerli olduğunu göstermiştir. Arılar nektar ve polen toplamak için çiçekten çiçeğe kondukça ,bacaklarına depo ettikleri ve gövdelerine yapışan çiçek tozlarını diğer çiçeklere aşılamak sureti ile ,gerek ağaçların ,gerek sebzelerin ,gerekse diğer bir çok bitkilerin döllenmesine,dolayısıyla da meyve tutmasına sebep olurlar.Bir arının kursağını bir defa nektar doldurmak için ortalama 1500 çiçeğe konduğu ve bir yüksük dolusu bal yapmak için de arının 600 defa kursağını doldurup boşatması ,yani 90.000 çiçeğe konması gerektiğinin hesaplandığı nazara alınırsa ,arıların bitki döllenmesindeki rolü daha iyi anlaşılmış olur. Arıların çiçekleri ilhakı bakımından ,diğer yabani yaşayan böceklere nazaran en büyük özellikleri ,bunların daimi surette aynı çiçekleri ziyaret etmelerinden ileri gelmektedir.Çünkü arılar sabahtan hangi çiçekten nektar veya polen toplamaya başlarsa o gün akşama kadar daima surette o çeşit çiçekler üzerinde dolaşırlar. İlim adamlarından Zander´in yapmış olduğu tecrübelere göre,ağaçları ziyaret eden böceklerin u ;i bal arıları dır. ,ve elde edilen neticelere göre de balın kıymeti (1) ise,arıların meyve ağaçlarının çiçeklerini döllenmeleri suretiyle meydana getirdikleri fayda (10) dur. Meyve bahçelerinde arıların ilhakı sağlamak suretiyle temin etmiş oldukları kazancın,bal üretmekten 10 defa daha fazla olması apaçık göstermektedir ki ; meyve bahçelerine arı konulması daima meyvecinin karınadır ve buna meyvecilikte şiddetle ihtiyaç vardır.

Arı Ailesi BAL ARILARININ YAŞAMINDAKİ ÖZELLİKLER Arılar toplu halde yaşarlar.Toplumundan ayrı kalmış arılar ,yaşamını sürdüremeyerek ölürler.Toplumu teşkil eden fertler arasında son derecede düzenli bir iş bölümü vardır.Yuvalarına çok bağlıdırlar.Şiddetli fırtına ,dolu,yağmur,yangın, vs. nedenlerle uçuş yeteneğini kaybetmeyen arılar,akşamleyin mutlaka barınaklarına dönerler. Arılar ,sağlam ve sıhhatli kaldıkları ve çalışarak toplumuna hizmet ettikleri sürece kovanlarında kalabilirler.Gerek çalışarak yıpranma,gerek yaşlanma ,gerek hastalık nedeni ile çalışma yeteneğini kaybetmiş olan arılarla;zayıf cılız veya sakat olarak doğmuş olup,toplumuna hizmet edemeyeceği anlaşılan arılar ,acımasızca kovandan atılarak ölüme terk edilirler.Arı toplumunda asla kayırma ,iltimas ve müsamaha yoktur.Kovanın en kıymetli varlığı Ana arı dahi çalışma kabiliyetini ,yaşlılık ,sakatlık ,hastalık vs. gibi nedenlerle kaybederek yumurtlamayı azaltsa ve görevini yapmaz durumuna düşse ,hemen onuda öldürüp dışarıya atmakta en ufak bir tereddüt göstermezler.Ne var ki ,Ana arıyı öldürüp atmadan önce onun yerini alacak genç,sağlam,cevval ve dinamik bir ana arıyı yetiştirmeden ,yani toplumun bekasını garantiye almadan onu saf dışı etmezler.Arıların son derece hassas bir koku alma duyguları ve bir çalı arasındaki balı bir çiçeği,çok uzaklardan fark edebilmeyi elverişli keskin gözleri vardır.Nazik ve zarif yapısına oranla her kül gibi kuvvetli ,henüz tam anlamı ile öğrenilemeyen çok kuvvetli hissi ve kendi arzusuna göre açılarak,uzayarak ve katlanarak bal özüne emmesine ,sorup çekmesine elverişli doğa harikası olan dilleri vardır.Yaşamlarını sağlayan bu kabiliyetleriyle düzenli ve huzurlu bir hayat sürdüren topluluk,bir aile ve medeni millet gibi,birbirini tanıyan,birbirine yardım eden ,yol gösteren ve her konuda iyice anlaşmış ve kaynaşmış bir topluluktur.

ARI AİLESİ Yukarıda belirtilen özellikleri ile bir arada topluca yaşayan ve aralarında pek sıkı ve sağlam iş bölümü bulunan arı topluluğuna ARI AİLESİ veya ARI KOLONİSİ denir. Bir arı ailesi;mevsimine,havaların gidişine,bal özü ve çiçek tozu kaynaklarının mevcudiyetine göre sayısı değişmek üzere 10-100 bin adettir. Arı aileleri bir kovan içinde toplu halde yaşarlar.Her cins arının kendine has bir görevi vardır.Bu görev sırası geldikçe ilgili arı tarafından hiçbir ikaza lüzum hissedilmeden yapılır.Arı aileleri ,kovanlar içindeki arı sayısına göre değerlendirilirler Kovanın değerini ,içindeki işçi sayısına göre alır. İlkbahar sonu yaz başında a-60-150 binden fazla işçi arısı olan kovanlar çok kuvvetli. b-40-60 arısı olan kovanlar kuvvetli c-20-40 arısı olan kovanlar orta d-20 az işçi arısı olan kovanlarda zayıf kovanlar denir. Her arı ailesinin kendine özgü bir kokusu vardır.Dışarı çıkan her arı ,kendi kovanına döner.Diğer bir kovana girmek isteyen arıyı kapıdaki muhafızlar kokusundan yabancı olduğunu anlayarak içeri almazlar.Mücadele eder ve kaçıramazlarsa ,onu öldürürler.Bazı durumlarda ve çok ender olarak kursağında bal özü ve polen ile gelen yabancı arıyı dilerlerse kabul edebilirler.Arı ailesini teşkil eden bireylerin hepsi aynı. Yaratılış ve evsafta değillerdir. İşte modern arıcılıkta başarılı olabilmek için,arı ailesini oluşturan bireyleri tanımak,aile içindeki özellik ve görevlerini öğrenmek şarttır.Arılı bir kovanda görülen düzensizlikleri anlayabilerek,bunları süratle ve kolaylıkla bertaraf edebilmek,ancak ve ancak bu bireylerin vasıflarını ve yaşayışlarını iyice öğrenmekle mümkündür.

ARI AİLESİNİ TEŞKİL EDEN BİREYLER Bir arı ailesinde 3 çeşit arı vardır.
1- Ana arı
2- İşçi arılar
3- Erkek arılar

1-ANA ARI Bir kovanda yalnız bir tane bulunur.Diğer arılara nazaran boyu daha uzun ,rengi daha parlak zarif ve endamlıdır.Kovandaki bütün arılar bunun petek gözlerine bıraktığı yumurtalardan meydana gelir.Ömrü 5 senedir.Ü yaşına kadar daha çok yumurta yapar ve aileyi daha kuvvetli ve sağlıklı bulundurur.Arılar ana arı öldüğü,yahut da arı ailesi oğul vereceği zaman, ya da ana arı yaşlandığı,sakatlandığı zamanlarda ,petek gözlerindeki genç işçi arı kurtçuklarını ,kursaklarında hazırladıkları arı sütünü 5 gün devamlı verirler ve ana yapacak,yetiştirecekleri petek hücresini genişletip uzatarak ana memesi şekline dönüştürürler.İşte bu ana memesinden 15´inci günde ana arı çıkar doğar ki ;3 günü petek hücresinde yumurta halindedir. 5 gün sütle beslendiğinde yine özel hücresinde kurtçuk halinde,kalan 7 günde ağzı kapatılmış hücrede kanatlı bir böceğe dönüşüm devresindedir.Böylece doğup hayata gözlerini açan ana arı kovandaki diğer arıların içine karışarak,kendisi gibi doğacak yeni bir ana arı memesi var mı diye araştırma yapar.Var ise kendisine rakip olacak bu gibi ana arı adaylarını daha memeden çıkmadan bile öldürmeye çalışır.Ailenin durumuna ve geleceğine göre kovanda her işi yüklenin işçi arıları ,ananın ,bu hareketini bazen duruma göre firenler veya ona yardımcı olur.3-5 gün ,bazen havalar müsaade etmez ise bir hafta on gün sonra ana arı kovan yerini belleme,sonradanda çiftleşme uçuşuna çıkar.Erkek arılardan biri veya bir kaçı ile dışarıda gök yüzünde çiftleşirler.Bu sihirli zifaf uçuşundan sonra kovana döner.4-4 gün sonrada yumurtlamaya başlar .Ve ömrü yumurtlamakla geçer.Ana arının inesi vardır.Fakat insanı sokmaz .İğnesini kendi rakibi olan ana arıları öldürmekte kullanırlar.

2-İŞÇİ ARILAR Kovanda en küçük ve en kalabalık olan arılardır.Bir kovanda 5-80 bin adet arı bulunur.Ana arının petekteki küçük gözlere bıraktığı yumurtalardan tavuk civcivi gibi 21 günde çıkar.Kovandaki tüm işleri gören ve bal yapan bu arılardır.Petek gözünden çıkarak doğan işçi arılar ,,sırasıyla şu işleri yaparlar. İlk işleri kendilerinden sonra çıkacak yavrulara kuluçkalık yapmaktır.Daha sonra yeni çıkan yavruları beslerler.Sonra ana arıyı besler yumurtlamasını sağlarlar.Ananın yumurta koyacağı petek gözlerini temizler,cilalar.Mum salgılayıp petek yaparlar.Daha sonraları da kovanın havalandırılması,uçma deliği arkasında savunmada görev alırlar.Bütün bu işler işçi arının kovan içi görevleridir. Ve 15-20 gün sürer.Bu 15-20 günlük iç işler süresinden sonra kovan yerini belleme uçuşlarına daha sonrada su,çiçek tozu ve bal özü taşırlar.Bunlarda işçi arının dış işleridir ki bunun süresi de 20-35 gündür. Böylece işçi arının bahar,yaz aylarındaki ömrü 50-60 günü geçmez .İşçi arıların bu kadar kısa ömürlü olmalarının nedeni mütemadiyen çalışmalarıdır.Kış aylarına girince dışarı da çalışmayıp kovanda uyuşuk halde kaldıklarından bahara kadar 3-5 ay yaşayabilirler.İşçi arıların iğnesi vardır.ve insanı insafsızca sokan bunlardır.

3-ERKEK ARILAR Bunlar bir kovanda 50-300 tane bulunur.İlkbahar ve yazda ana arının petekteki iri gözlere bıraktığı yumurtalardan 24 gün de çıkarlar.İşçi arılardan daha iri ve daha koyu renktedirler.Uçuşları gürültülüdür.Kovan içinde hiçbir görevleri yoktur.Uçar,dolaşır,döner,kovanda işçi arıların bin bir emekle yaptığı balı yerler.İşçilerin çalışmasını,kovana giriş çıkışlarını da güçleştirirler.Tek görevleri içlerinden birkaç adedinin,çiftleşmek üzere havaya çıkan bakire ana arıya kocalık yapmasıdır.Bu görevi yerine getirince de fazla yorgunluktan hemen ölürler.Çevrede bal özü kaynaklarının azaldığı yaz ayların da işçi arılar bunların kovandan dışarı atarlar.Yaz sonlarında kovanların önünde görülen arı ölüleri bunlardır.Böylece ömürleri birkaç ayı geçmez .Halk arasında bunlara su taşıyıcı anlamına gelen saka arı deseler de ,doğru değildir.Yaradılışları su taşımaya müsait değildir.Erkek arıların iğnesi yoktur.Sinek gibi yakalanabilirler.

ARILARIN ÇOĞALMASI
Şubat ayından itibaren ana arı kovanda petek gözlerine birer birer yumurtlamaya başlar.Bu yumurtalar . Bu yumurtalar üç gün sonra çatlar,kurtçuklar çıkar,bu kurtçukları işçi arılar 5-6 gün beslerler.Besleme bitince yavruların üzerini kahve renkte bir sırla kapatırlar.Bu kapalı yavru gözlerinden l2-14 günde arılar çıkar. Arılar baharın dışarı çıkıp bolca bal özü ve çiçek tozu derledikçe ana arıyı daha çok beslerler. Ana arı da kovanın kuvvetine göre bir günde bir gündü 300-3000 yumurta bırakır.Böylece büyük bal toplama aylarına kadar kovandaki arı sayısı 40-50 bini bulur.
DEVRELER ANA ARI İÇİ ARI ERKEK ARI GÜN GÜN GÜN
Yumurta halinde 3 3 3 Kurtçuk Halinde 5 5 6 Sırlanmış Halde 7 12 14 Petekten çıkış 15.gün 21.gün 24.gün

BAL ARISININ DIŞ YAPISI
Arılar hayvanlar aleminin en zengin olan böcekler sınıfının zar kanatlılar takımındandır.Zar kanatlıların özelliği,içinde enine ve boyuna damarcıklar bulunan ve sayısı 2 çift yani 4 adet,zar gibi ince saydam kanatlılardır.Karınca ve eşek arıları da bu olup hepside sosyal düzene sahiptirler.Arıların bütün vücudu kalınca bir katmanla örtülü olup her tarafı sık tüylerle kaplıdır.Bir arının dış yapısı incelendiği zaman Baş,Göğüs ve karın gibi üç bölümden meydana geldiği görülür.

1-Baş Arının başında antenleri,gözleri ve ağzı vardır.
a-ANTENLER
1.Çift 2 tane olup başın tam ortasındadır.Eklemlidirler.Bu eklemler işçi arılarda ve ana da l2.,erkek arıda l3 .boğumludur.Bunlar arının duymak.koklamak.ve uzaklığı tahmin etmesinde kullanıldığı hassas tüylerle örtülüdür.Bu tüylerin arasına dağılmış,çok önce zarlarla örtülü delikçikler sayesinde,gece karanlığında bile petekleri örüp onlara en üstün geometrik biçimi verebilirler.

b-GÖZLER
Başın üst kısmında üç tane nokta göz vardır.Bunlar arının yakından görmesini sağlar.Birde başın iki yanında petek gözü adı verilen ,altıgenlerden meydana gelmiş,işçi arılarda 5000,erkek arılarda ise 7000 adet olan gözler vardır.Bu gözlerle arı çok uzaklardaki cisimleri 60 defa büyütülmüş olarak görürler.
c-ARININ AĞIZ YAPISI Ağzının en ilginç parçası ,yaklaşık 80 boğumdan meydana gelmiş dillerdir.Ortasında çok küçük tüylerle kaplı derince bir kanal olup arılar besin maddelerini bu kanal yolu ile emer.Asıl ve yardımcı çeneler,bal peteğini meydana getirdiği balmumunu ezip yoğurmak,çiçeklerin ercik başlıklarını açmak,kovanı temizlemek ve düşmanının zararsız hale getirmek için kullanılır.Çenesi eşek arısındaki gibi tırtıllı olmayıp düz olduğundan üzüm ve meyvelerin kabuklarını zedeleyemez .Tarıma zarar vermez.Eşek arılarının açıp deldiği yerlerden gerekirse tatlı sıvıyı emer.Ağızda ayrıca bezler olup bunların salgısı ile arı kurtçuklarını ve anıyı besleyen arı sütünü yapar.Nektarı bala dönüştürür. 2-Arının Göğsü Ön,orta ve göğüs olarak üç parçadan teşekkül eder.Her parçada bir çift ayak olup 6.ayaklıdır.Öndeki bacaklarını ,dilini ve antenlerini temizlemek,orta bacaklarını ,yere dayamak ve arka bacaklarını ise,çiçek tozu ve propolis depolamakta kullanır.Arının 4 kanadı da göğüs bölümünde yer almıştır.Kanatları çok güçlü olup , bunlarında üzeri tüylerle kaplıdır.Ön kanatları uçuş yapmaya .arka kanatları da uçuşta yön vermeye yarar.Kanatlarını saniyede 500 defa hareket ettirebilirler. 3-Arının Karnı İnce bir boğumla göğüsün arkasında yer alıp 9 boğumludur.Bu dokuz halkadan işçi ve ana arıda 6. erkek arıda da 7.görülür.İşçi arıların karınlarının son dört halkasında balmumum üretmeye yarayan mum keseleri bulunur.Ana ve İşçi arının son halkasında ise zehir kesesine bağlı olarak iğneleri yer alır.Erkek arılarda bu iğne kesesi yoktur.

BAL ARISININ İÇ YAPISI
1- Solunum Sistemi 2- Dolaşım Sistemi 3- Sindirim Sistemi a-Yemek borusu b-Kursak c-mide d- Malpighi boncukları (Böbrek işini gören) e-Rektum 4- Salgı Sistemi a-Balmumu üreten bezler b-Koku bezi c-Arı sütü bezleri d-Zehir salgı bezleri 5- Sinir Sistemi a-Dokunma b-Duyma c-Görme d-Koku e-Tat alma 6- Kas Sistemi

İNSANI SOKAN ARI HANGİSİDİR
Erkek arını iğnesi yoktur.Ana arının iğnesi vardır.Fakat yaradılış itibariyle insanı sokabilecek yapıda değildir.Ana arı iğnesini yalnız kovandaki hükümranlıklarına hale getirecek olan diğer ana arılara karşı kullanırlar.İnsanı sokmazlar.Ele alırken heyecanlanmamalıdır.İşçi arılarında iğnesi vardır ve insanı sokan bunlardır.İğnesinin ucu balık oltası veya denizci çapası gibi kıvrıktır. Dip kısımda bağırsağı ile bitişik olduğundan insanı sokan arı iğnesi soktuğu yerden çıkaramadığından bağırsağı koparak ölür.İşçi arılar fazla rahatsız edilmez ,kovanları gürültü patırtı ile soğuk,serin ve rüzgarlı havalarda açılmaz ve çevrenizde uçuşurken elle şap Şub vurulmaz ve nahoş kokularla yanına gidilmezse insanı pek sokmaz.Türkiye´mizdeki arılar çok munistir.Yalnız güneyde Kıbrıs arıları ile akrabalığı olanlar hırçındır.

ARI SOKMASINA KARŞI NE YAPMALI ?
Arının iğnesi deride kalmışsa bir cımbız yardımıyla iğneyi çıkararak amonyak,tentürdiyot veya potasyum permanganat eriği sürülmelidir.Amonyak sürülürse şişme önlenmiş olur.Arı sokmaları bazen zehirlenme veya alerjik tepkiler yaratır.Böyle durumlarda kalsiyum iğnesi yada doktorun vereceği panzehir ilaçlar yararlı olur.Hiçbir ilaç bulunmadığı zaman arının soktuğu yere tuzlu su sürmelidir. Suni Petek

SUNİ PETEK SUNİ PETEK NEDİR?
Elimize içinde bal,polen,yavru olmayan boş,kuru bir petek parçasını alıp ta; her iki yüzündeki gözenekleri bir bıçakla kazıdığımız zaman ,ora kısmında düz,kazınan gözlerin temelini içeren bir plaka kalır ki ; buna suni petek denir. Özel petek makinelerinde veya kalıplarında bunun aynı şeklinin saf bal mumundan yapılmış olanına halkımız suni petek,dalak, pita , rapka ,yapay petek,temel petek, list vs. gibi isimler verirler.Suni petek fenni arıcılığın ayrılmaz bir parçasıdır.Suni petek kullanılmadan fenni arıcılık yapılmaz ve çok ürün alınmaz. Suni petek ; çerçevelere 3-4 sıra ( tam ortasından) ince galvanizli teller geçirilerek ,mahmuz,eritilmiş bal mumu veya mercimekten büyük nohuttan ufak mum parçaları yardımı ile çerçevelere sıkınca tutturularak fenni kovanlarda kullanılır.

SUNİ PETEK KULLANMANIN ÖNEMİ VE FAYDASI
Fenni kovanlarda çerçevelere petek takılmadığı taktirde ,arılar kendi inisiyatiflerine göre petek yapacaklarından çerçeveler kovanlardan çıkarılmaz.Fenni arıcılığın baş şartı olan çerçeveleri çıkarmak ,koymak,tetkik etmek özelliği yok olur.Bu ilkel arıcılıktan da daha ilkel ,daha kötü ,daha zor ve çok daha verimsiz bir arıcılık olur.Çerçevelere suni petek takıldığında ise,arılar çerçeveye takılı bu temel üzerine kabartarak petek yapacaklarından,her türlü bakım,muayene ve bal hasadında bu çerçeveler kolaylıkla çıkarılabilir ve yine kovanlara koyulabilir.

BİR KOVANA NEKADAR SUNİ PETEK GEREKİR

Kovandaki her çerçeveye bir plaka suni petek gerekli olduğuna göre kovanınızdaki çerçeve adetine göre hesaplanır.İlk başlangıçta .Daha sonraları kovanın kuluçkalık kısmında noksan olanlara ,ballık için kullanılacak miktarı hesaplanır.Kuluçkalıkta kullanılacak petekler her zaman tam olarak kullanılır.Ballık kısımlarında gerekirse yarım,dörtte bir veya daha ensiz,başlangıç kullanılabilir . Suni petekler kilo olarak satılır.Ölçülerine göre sayı değişeceği gibi ,ince ve kalınlığına göre de kiloya giren sayı değişebilir.Arıcı ortalama olarak bu sayıyı Dadan çerçevesi olan 27x42 ölçüsü için 8-12 , Langstrot kovanı çerçevesi olan 22x42 için 12-17 olarak hesaplanmalıdır.

SUNİ PETEK KULLANMADAN ÇERÇEVELİ KOVANLA ARICILIK YAPILABİLİRMİ
Suni petek fenni arıcılığın en önemli ve değerli ayrılmaz bir unsurudur.Ne var ki bazı süzme baldan hoşlanmayıp,tabi petekli kara kovan balı yemek eğiminde olan kimseler ile,seçkin müşterilerine suni peteksiz ve telsiz balları ilkel kovanlardan değil de çerçeveli kovanlarda üretip yüksek fiyat´ la satmak düşüncesinde olan Avrupalı üreticiler ,dar ve derin çerçeveli kovanlar yaparak,çerçeve üst çıtasına birkaç milimetrelik başlangıç yapıp arılara yol göstermektedirler.Çerçevelere tel takmamaktadırlar.Arılar üstten aşağı petek yaparken,dar ve derin çerçevelerin yan çıtalarına petekleri tutturduklarından ,üsten aşağı fazla bir ağırlık olmadığından ballı petekler uzayıp kırılmamaktadırlar.Genellikle oğul arıları da ilk etapta erkek arı gözü değil işçi arı gözleri yaptıklarından temelin işçi gözü olması şartı da gerekmemektedir.Arılarda külahsı(Konik) sepet kovanlarda olduğu gibi bu tip derin kovanlarda kışı da çok daha emniyetli geçirdiği iddiasındadır.Havalar soğudukça aile konik sepetlerde olduğu gibi uçma deliğinden uzaklaşarak yukarıdaki sıcaklığa doğru tedricen yükselmektedirler.Amerika da çok kullanılan 42 cm. derinlik ve l6.5 cm. eninde Danzenbecker tipi 10-20 çerçeveli yatık kovanlar buna örnektir.Dar ve derin çerçeveli kovanların tek sakıncası;çerçevelerin muayenesinde kovanlardan çıkarılmasının biraz daha güç olması ve yan çıtaların yapımında biraz daha itina gösterilmesi.ile kurutulmuş kayın çıralı çam gibi sağlam ve eğrilmeyen keresteden yapılmasıdır. Arıcılığa Başlamak


ARICILIĞA NASIL BAŞLANIR?
Arıcılığa ya bir sepet kovanda arı satın alarak onu fenni kovana aktarmak veya bekleyip oğullarını alıp,çerçevelerine suni petek takılmış kovana silkmekle , ya da fenni kovanda bir arı alarak başlanır.Çevrenizde oğul arısı satan bir kimse varsa oradan oğul satın alıp fenni kovana yerleştirmek suretiyle de edinilebilir.Şüphesiz ki yılın hemen hemen her mevsiminde satışı olan,fenni kovanda bir arı ailesi alarak başlamak en kolay ve kestirme bir yoldur.4-5-6 çerçevede suni oğul alarak arıcılığa başlamakta kolaydır.Bu amaçla ya fenni kovan bir arıcıya götürülerek ona tabii veya suni oğul koyması sağlanır, ya da Mayıs-Haziran ayında Ruşet kovan da arı satan yerlerden 4-6 çerçevelik bir aile alınır.Bunlarla damızlık elde edilebilir.Tekniğine uygun şekilde bakım ve besleme yapılarak kuvvetlendirip bal derleyecek bir hale getirilir.Fakat ilkbaharda Nisan sonundan evvel 6-7 çerçeveyi sarmış arı ve 3-4 çerçevede de yavrulu petekleri bulunan bir fenni kovan almak en sağlam bir yoldur.O yıl bal ve hatta doğal veya yapay oğul alınabilir.Arıcılığa az sayıda fakat kuvvetli arı aileleri ile başlamalıdır.Bu konuda basılmış kitaplar okumak ,eski fenni arıcılardan bilgi edinmek ve tecrübeleri arttırmak suretiyle arı sayısı çoğaltılabilir. ;Arı birden davar ondan ürer; ata sözü de bu konuda bir uyarıdır.

ARILIK KURULACAK YERDE ARANACAK KOŞULLAR
Arılar mümkün olduğu kadar sessiz ve sakin yerlerde çalışmayı severler.Amatör olarak birkaç arı bulunduracaklar için pek önemi yok ise de,ticari arıcılık yapacak olanların arılıklarını kurmadan evvel aşağıdaki hususları göz önüne almalarında fayda vardır.
1- İşlek yol kenarlarına bırakılan arılar, gelip geçen vasıtalara çarparak ölebilirler.Mümkün olduğu kadar yollardan ve bilhassa ana yollardan 50-100- metre kadar uzak olmalıdır.Bu gibi işlek yolların sağ veya soluna bırakılmak gerektiğinde ,arılar yolun deniz kumluk gibi tarafına değil,asıl faydalanacakları arı merasının bulunduğu tarafa bırakılmalıdır ki , bal derlemeye gidecekleri sahaya uçmak için yolu geçmek mecburiyetinde kalmasınlar.
2- Sabah akşam büyük ve küçük baş hayvanların sürü ile devamlı gelip geçtikleri yol kenarlarında da arılık yapmamalıdır.
3- Suni petek imalathaneleri,Şeker fabrikaları,Şekerden imalat yapan yerler ile boya sanayii ,alüminyum tesisleri ve buna benzer asit ve benzeri maddelerle uğraşan ve imalat artıkları zehirli olan tesislere yakın olmamalıdır.
4- Mandıra artıklarının atıldığı,köy kasaba ve şehir kanalizasyonların açıktan geçtiği yerler uygun değildir.
5- Köy ara ve ana yolları ,düğün alayı ve traktörlerin geçtiği yerlerden uzak ya da en Az l50 cm metre yüksekliğindeki duvar arkasında olmalıdır.
6- Bölgede hakim rüzgarların estiği yerler varsa arılıklar bu devalı rüzgarların olmadığı kuytu yerlere kurulmalıdır.
7- Özel ve kapalı arılık yapmak isteyenler yön ve yüksekliği öyle ayarlamalıdırlar ki , arılar sabah güneşin doğuşundan itibaren kovanlar 3-4 saat güneş görmeli ve ertesi güne kadar daha güneş görmemelidir.
8- Güney doğu ve Güneye bakan hafif meyilli ,su tutmayan yamaçlar,gölgelik yapan ağaçlar ,asmalar bulunan ,önü en az 4 metre açık olan yerler büyük çapta arılık kurmak isteyenler için idealdir.
9-Şüphesiz arılık yapılan bölgede çevrenin iklim ve flora durumu da göz önüne alınmalı yılın her mevsiminde çiçek açan arı merası olmalıdır.Bu koşullar sabit arıcılık yapılan bölge için önemlidir.Gezginci arıcılık yapacakları için pek çoğu gerekmeyebilir.
10- Arılık yerini seçerken ,çevrede bulunan arı sayısını da göz önüne almalıdır. 3.km. yarı çapındaki bir dairenin kapladığı alanda 100-150 kovandan fazla bulunmaması da şayanı arzudur.Ancak çevrede Balsıra ve balsama salgılayan ağaçlar çok ise kovan sayısının hiçbir önemi yoktur.

İLKEL KOVANLARDAN FENNİ KOVANLARA AKTARMA NE ZAMAN YAPILMALIDIR
Arzulu ve azimli bir arıcı için ilkel kovandan ,modern çerçeveli kovanlara aktarma , hemen hemen her zaman her mevsim de ve hatta kışın kapalı bir odada bile yapılabilir.Aktarma işi,bunun inceliğini bilmeyenlerin zannettikleri ,uzaktan görebildikleri kadar zor değildir. Muhakkak ki; kovanda arı mevcudunun ve bilhassa ballı peteklerin en az,yavrulamanın çok geniş sahalara yayılmış olduğu bir devrede bu iş çok daha kolay ve başarılı olur.Havanın pek sıcak olmadığı akşam saatleri ,yağmacılık tehlikesinin de asgariye inmiş olması bakımından en uygunudur. Birinci ve ikinci oğlu vermiş ilkel kovanlarda ,arı ve bal mevcudu pek azalmış olacağından ve ana arıyı zayi endişesi de yok olduğundan ve ayrıca yardımcı arılar geniş sahaya yayılmış olsa bile,hemen hepsinde kapalı gözlü peteklerde sırlı olarak bulunduğundan iş daha çok kolaydır. Mutlak bir zaman verilmesi gerekirse ;Nisan ayı,kirazların çiçek açtığı devre en uygunudur.Çünkü bu mevsimde sokucu yaşlı arılar yerini yeni çıkan genç nesle terketmiştir .Arı mevcudu normaldir ve yavrulama geniş sahalara henüz yayılmamıştır.Bal azdır ve tüm bunların dışında nektar-polen kaynakları gürdür,havaların değişikliği yani sıcak günlerden sonra arıların dışarıya çıkamayacağı kadar soğuk olacak günler geride kalmıştır.

AKTARMA NASIL YAPILIR?
Aktarama pek muhtelif tarzlarla yapılabilir.Bundan amaç ve esas,ilkel kovandaki arı,yavru ve balların ,mümkün olduğu kadar zayiine meydan vermeden fenni kovan naklidir. İşe başlamadan evvel körüğü yakıp ,maskeyi takıp,pantolon paçalarını ayağa geçirilen bir naylon torba içine alıp kendinize güven sağlamalısınız.İşe başladıktan sonra kolaylığı görecek ve ihtimalle,elinizdeki eldiveni,başınızdaki maskeyi de çıkararak çok daha rahat çalışacaksınız. Bunda esas,önce ilkel kovandaki arıları dışarı çıkarmaktır.Bunun için yapılacak ve gözönüne alınacak işler şunlardır. Önce ilkel kovanı yerinden alıp l0-15 metre uzakta bir yere götürdüğünüzde ve ilkel kovanın yerine fenni kovanı bıraktığınızda şunlar olacaktır.

A) Ailenin dış işlerde çalışan yaşlı ve sokucu arıları kırdan geldiğinde fenni kovan önüne birikeceklerdir.Sizin uzağa götürdüğünüz ve üzerinde çalışmaya başladığınız kovandaki yaşlı arılarda oraya kaçacaklardır. B) Fenni kovanı bıraktığınız yerin hemen yanında başka arı aileleri varsa kaçan arılar oraya gidebilir ve kavga olabilir.Bu nedenle böyle bir durum gözlenirse işin sonuna kadar o kovanların uçma deliğini kapatabilirsiniz.

C) Fenni kovan önüne biriken arılar içeri girip toplanmıyor ve dağınık kalıyorlarsa kovan içine varsa çerçeveli yavrulu bir petek.yoksa ilkel kovandan çıkaracağınız ilk peteği fenni kovanın bir yanına dayayıp ya da daha iyisi hemen boş bir çerçeveye monte edip bırakabilirsiniz.

İLKEL KOVANDAN ARILARIN ÇIKARILMASI
İlkel kovanın durumuna çeşidine göre metot değişirse de Türkiye´mizde Trakya bölgesi dışındaki ilkel kovanların silindir şeklinde sazdan saptan örülmüş ya sepet kovandır ya da 4 tahtanın çakılması ile meydana getirilmiş uzun prizma şeklinde kovandır.Açıklamayı buna göre yaparsak. 10-15 metre uzağa götürdüğümüz ilkel kovan , kolay çalışabilmeniz için bir masa gibi yüksekçe bir yere konur.Arka kapağı açıp bakılır.Eğer arkaya kadar arı varsa arkasına sele,sepet,teneke gibi bir ilave yapılır. Ön taraftan duman verilerek ve kovan dış yüzünden tırtıklanarak arıların arkaya geçmesi sağlanır.Genellikle kirazların çiçek açtığı ilkbahar da ,ilkel kovanın arkası hasad zamanı daha önce bal arkadan alındığı için boştur.Boş değilse bile arı yoktur.Kuru petekler vardır ki alınabilir.Arıyı arkaya ilave edilin ula yerine ,bu boşluğa itmek daha kolay ve rahattır.Kovanın arka kısmını yükselterek hatta hiç yükseltmeden içerdeki arıların yukarıya içeriye kaçma alışkanlığından da faydalanarak arılar bu kısımda toplanır.Oğul salkımı gibi olur. Böylece ulaya alınan veya sandık sepet araksına bir oğul arısı gibi toplanan arılar,götürülüp boş bir fenni kovanın içine vurularak silkinir.Eğer arılar dağılmıyor,arkada toplu halde kalıyor ise ön taraftan açılıp petekler birer birer kesilip alınabiliyorsa tüm petekler çıkarıldıktan sonra da silkinebilir İşe cesaretle başlandımdı ,arıcı kendi inisiyatifi mantık muhakemesi ile bu işi bitirir.Arıların ; nın peteklerden ayrılmasını sağlar.;Başlamak işin yarısını bitirmektir.;

İLKEL KOVANDAN PETEKLERİN ÇIKARILMASI

Devamlı,sabırlı ve tekerrürlü olarak iki çubuk ile yapılan tırtıklama ve ara sıra körükle duman verme sayesinde ilkel kovandaki petekler arasında bulunan arıların ;den fazlası ve hatta bazen tamamı kovandaki peteklerden çıkarılmıştır. Sıra şimdi petekleri çıkarmaya gelir ki uzunca bir arıcı bıçağı,bu amaç için yapılmış uzun saplı bir düz eğiş, ya da bir testerenin uç tarafı ile petekler kovandan birer birer çıkarılıp,üzerindeki birkaç arıda arıcı fıçısıyla silkindikten sonra petekler kapalı bir yere arısız olarak bırakılır ve üzerleri örtülür.İlkel kovandaki tüm petekler çıkarılır. Toplanan peteklerin önce yavrulu olanları çerçevelere kesilip monte edilir.Çerçeveye monte edilen petek üstünde,yanında,altında fazlalıklar var ise kesilip çerçeve içi tam doldurulur.Ondan sonra sağlam pamuktan yapılmış yorgan ipi ile alttan ve yanlardan sıkıca,petekler kovan içi sıcaklığın da eğilip kopmayacak şekilde bağlanarak fenni kovan içine birer birer asılır. İçi boşaltılan kovana arıların üşümemesi için arılar silkildikden ,balları temizledikten sonra uzakça bir yere veya kapalı bir odaya alınır.Çerçeveleri kovana seyrek değil,çerçeve koltukları birbirine temas edecek şekilde sıkıca koymalıdır.

AKTARILMIŞ YENİ FENNİ KOVANIN BAKIMI

Monte edilmiş çerçeveler kovana dizildikten sonra örtü tahtası kapatılır.Üzerine boş bir ballık konularak ufak tefek balla bulaşık petekler,kirlenmiş ballar örtü tahtasına serilen bir kağıt üzerine bırakılır ki gece arılar temizlesin ve ballarından faydalansın. Ertesi gün kovan açılarak üzerinde petek alınır.Monteli çerçeveleri bakılarak eğilen dökülen varsa düzenlenir.Dip tahtası temizlenir.Arılar hemen o gece petekleri çerçevelere bağlamaya başlarlar ve iplikleri kemirerek koparıp dışarı atmaya uğraşırlar.Üç beş gün sonra bir jiletle kesilen ipler çok itina ile çekilerek alınıp atılır.Çerçevelerden ipleri alırken çerçeveyi eğip oynatmamalıdır ki petekler devrilmesin.Gerekiyorsa yeni suni petekli çerçeveler ilave edilir.Bölme tahtası konulur.Başlangıçta arıcılığın en güç ve en zevkli ve sonunda gurur verici bir uğraşı olarak yapılan bu işte arıcının kendine güveni artar ve pek çok şey öğrenmiş olarak ufku genişler.Üç beş gün sonra kovan açıldığında çerçevelerde ana memesi görülürse ana arının zayii edildiği veya sakatlandığı ,bu nedenle yeni bir ana yetiştirmeye çalıştırdıkları anlaşılır.Ana zayii olma ihtimali %2-3 arasını geçmez . Devlet ve diğer sektörlerce açılan arıcılık kurslarında aktarma ameliyesinin gösterilmesi kursiyerlerin yetişmesi ,arıcılığa başlama heveslerinin artması vs. nedenlerle son derece de yararlıdır.

OĞUL SATIN ALMAK SURETİYLE ARICILIĞA BAŞLAMAK
Fenni arıcılığa başlamak için en kolay bir usuldür.Oğulların çok kuvvetli olması lazımdır.İyi bir oğul 1,5-2 kilodan aşağı ve insan kafasından küçük değildir.Tay kafası ve hatta manda kafası büyüklüğündeki 4-5 kiloluk oğullara paha biçilmez. Mümkün mertebe Nisan ve Mayıs ayında çıkan oğulları almalıdır.Erken çıkmış kuvvetli bir oğul daha o yıl arıcının yüzünü güldürür.Gündönümünden sonra çıkan oğullar değersizdir.Bilhassa Anadolu da yaz ayları kurak gittiğinden geç çıkan oğul arıları bal vermek şöyle dursun ekseriye kışlık gıdasını da temin edememekte ve hatta petek inşa ederek yuvasını yapamamaktadır.Bu konuda atalarımız ; Anıza ekilen darıdan,gündönümünden (22 Haziran) sonra oğul veren arıdan ,kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez; demişlerdir.İyi bir bakım ve şurupla besleme sayesinde ,geç çıkan zayıf oğullar bile,size iyi bir damızlık ve başlangıç olabilir.Bir çok özel ve resmi teşekküller oğul arısı satışları yapmaktadırlar.Arı edinmek artık yurdumuzda da kolaylaşmaktadır.

ARILI FENNİ KOVAN ALMAK SURETİYLE ARICILIĞA BAŞLAMAK
Fenni kovan satın alırken içerisini açıp görmek,ananın mevcut,genç,yaşlı olup olmadığını anlamak,kuvvetini ve değerini tespit etmek mümkündür. İlkbaharda Nisan sonundan evvel alınan fenni kovanlardaki arılar 5-6 çerçeveyi kaplamış ve asgari 3 çerçevesinde yavru var ise bu gibi aileler kuvvetli ve mükemmel bir damızlık sayılır. Alınacak arılı fenni kovanın çerçevelerinin,çalışılmak istenen fenni kovan çeşitlerinden hangisi seçilecekse ona uyup uymadığı nazara alınmalıdır.Uymadığı taktirde mümkünse yalnız arıya çerçevelere pazarlık yapmalı,kovanı satın almamalıdır. İlkbaharda arılar uçuşa başladıktan sonra kovan alınırsa bunu en az 5 km. uzak bir yerden satın almalıdır. Çünkü daha yakın mesafelerden satın alınan kovanların dış işlerde çalışan arıları ,uçuşa çıktıkları zaman yeni yerlerine gelmeyip,eski alıştıkları yere gideceklerinden satın alınan kovan zayıf düşer.Satın alınan kovanları akşam veya sabah serinliğinde nakletmeli ve arıların dışarıda olmadığı saatlerde kapamalıdır.Kovanın havasız kalarak arıların içeride bunalmamalarını ,gümeçlerin yumuşayarak dökülmemelerini ve içeride hasıl olacak sıcaklıktan ve gümeç dökülmelerinden arı ve yavru telefine meydan verilmemesini temin için,uçma deliklerini ve hatta kovanın üst veya arka kısmını açarak örme tel´le kapatmalıdır.

ARICILIĞA YENİ BAŞLAYANLARIN YAPTIKLARI HATALAR NELERDİR.
Arıcılığa yeni başlayan amatörlerin yaptıkları hatalarını bilmelerinde fayda vardır.Biraz nazari malumat edindikten sonra birkaç çerçeveli kovanla işe başlayanların dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar vardır.Bunlardan birkaçını özetleyelim. Fenni arıcılığın inceliklerini ve sırlarını iyice öğrenmeden hemen kovan sayılarını arttırmaya çalışırlar .Kovan adedini arttıracağım derken de tatbikatta öğrenmeleri gereken birçok hususlar üzerinde durmazlar.Arıcılık her şeyden evvel arıcılık yapılan bölgenin çiçek durumu ile ilgili olduğundan, iyi gözlemlerde bulunularak çevrenin arıcılık yönünü tetkik etmelidir..Yurdumuzda çiçek durumu ve çiçeklerin nektar salgısı hava şartları ile çok yakından ilgili olduğundan çevrenin yağış alma durumunu tetkik başta gelmelidir.Unutulmamalıdır ki ürünlerin yetişme devresinde 400 mm .den az yağış alan yerlerde bal derleyebilmek koşulları zayıftır.Acemi arıcılar,arılarından çok sayıda tabii veya suni oğul almak arzusuna kapılırlar.Halbuki en iyi şartlarda dahi arılardan 1-2 den fazla oğul almak,arıcının başarı şansını kısıtlayacaktır.Arıların açlıktan sönmez üzere oldukları zamanda dahi arıların kovanlarına bal taşıdığı kanısındadır ki; bir bölgenin bal toplama zamanı ancak birkaç hafta devam eder.Arıcı bütün gücü ile bu bal toplama devresinde arıların kovana çok nektar taşıyabilmeleri için gerekli hazırlığı yapmış olmalıdır daha önceden.Bu da çevresinin büyük bal toplama zamanı iyice tespit etmesi ve bu günler kovanlarındaki arı sayısını 40-50 bin gibi yüksek bir mevcutla çıkarması gereklidir.Kış veya ilkbaharda birkaç arıların sönmesi veya yaz ve sonbaharda birkaç arıların güve kurdu tahribatına uğrayarak kovanı terk etmesi gibi durumlardan müteessir olarak cesaretleri kırılır.Çok kötü ve anormal giden bir mevsim sonucu olan bu durumlarda arıcı ümidini yitirmemelidir.Arılara gündüz şerbet vermek yağmacılığa sebep olmak ,işçi arı sürfelerini,havi gümeçlerin kıymetini bilmemek,erkek arı sürfelerini havi gümeçlerini kovandan çıkarmamak veya başka suretle değerlendirilmesini düşünmemek gibi hatalardan da yeni arıcılar sakınmalıdır.Yeni arıcılar değişik ölçüdeki çerçeveleri havi kovanlarla da çalışmamalıdırlar.Daha önceden çerçevelerdeki eski ve bilgili arıcılarla temas ederek o çevreye en uygun kovanı seçmeli ve devamlı o tip kovanlarla çalışmalıdır. Oğullar

OĞULLAR KOVANLARIN OĞUL VERMESİ

Bahar mevsimi arıların çoğalmasına müsait giden senelerde ,kovandaki arı sayısı süratle artarak arı ailesi pek kuvvetlenir.Arılar kovanda pek sıkışık bir duruma girerler.Bu taktirde nesillerin devamı içgüdüsü ile oğul verme hazırlığına geçerler.Bu amaçla ,peteklerin alt veya yan kısımlarına ana bahsinde anlatıldığı üzere ana memeleri yaparak burada ana yetiştirmeye başlarlar.İşte bu ana memelerinin hücresi kapatılıp ta yeni ana çıkmasına birkaç gün kala,kovandaki eski ve yaşlı ana arı,etrafına toplandığı her yaştaki bir kısım arı ile kovandan çıkarak havada bir bulut kümesi gibi 2-5 dakika şaşkın ve kararsız dolaşırlar ve sonra ana arının konduğu bir ağaç dalı ,saçak,duvar gibi yerde ananın etrafında üzüm salkımı gibi toplanırlar.Bu olaya arılar oğul verdi denir. Bu ilk çıkan oğula birinci oğul denir.Birinci oğuldan 7-8 gün sonra 2.oğul ve aile kuvvetli ise ikinci oğuldan 3-5 gün sonrada 3´ücü ve hatta yine 2-3 gün ara ile 4´üncü 5´inci oğullar çıkabilir.Birinci ve ikinci oğullar kuvvetlidir..bir insan ve hatta at kafası büyüklüğün de salkım halindedir.Ondan sonraki son oğullar azdır.Yaz aylarından evvel Nisan ve Mayıs aylarında çıkan birinci,ikinci oğullar çok kıymetlidir.O sene bol bal ve hatta mevsim iyi giderse bu oğullar da torun oğul verirler.

KOVANLARIN OĞUL VERECEĞİ NASIL ANLAŞILIR ?
Kovan açıldığında peteklerin alt ve yan kısımlarında görülen ana memeleri kovanın oğul vereceğinin en belirgin işaretidir.Oğul verecek kovanların önünde arılar toplanarak kovan gövdesi üzerinde veya uçma tahtası altında yığınakta yaparlar.Bu durum bazen çok sıcak ve rutubetli yaz aylarında da görülebilir ki bunu mutlak oğul verecek diye algılamamalıdır.Akşamleyin kovanlara kulak verip bir iki dakika dinlendiğinde,oğul verecek kovanlarda ördeklerin ötmesine benzer bir şekilde,derinden pek bariz bir seste işitilebilir.Bu anaların sesidir.Oğul arıları kovanı terk ederken kursaklarını bal ile doldurmuş bulunduklarından insanı pek sokmazlar. Korkmamalıdır.Yakalanıp yerleştirildikleri yuvalarında,bu sayede derhal petek inşa etmeye başlarlar.Kuvvetli kovanlar 1 gecede 1 çerçeve temel peteği kabartabilir ve ilk oğul da döllenmiş eski ana bu petek gözlerine o gece yumurta dahi bırakabilir.

OĞULLAR FENNİ KOVANA NASIL YERLEŞTİRİLİR.
Birinci oğulların anası yaşlı olduğundan ,genellikle pek uzaklara gitmez.Kovanın 5-10-20 metre çevresinde bir yere konar. Sonraki oğulların anası genç ve hafif olduklarından daha uzaklara kaçabilirler.Bunun için,kovandan çıkan oğul,daha arılığın üzerinde,şaşkın ve karasız kavisler çizerek,bir istikamete yönelip gitmeden ;Arılıkta varsa oğul otu koparıp yapraklarını elde ezip oğuşturmak veya oğul çeken ilacını uygun bir yere,dala ve hatta havaya püskürtmek onun çok yakın bir yere konmasını -95 ihtimalle sağlayabilir. Halkımız teneke çalmak,toprak atmak gibi davranışlarda bulunurlarsa da bunun önemi ,etkisi yoktur.En iyisi yağmur geliyor hissini vermek için su püskürtmektir.Bu bir maşrapa ile de havaya atılabilir.Ana arının bir kanadını da daha önceden 1/3 oranında kesmek uzaklara kaçmasını önler ise de,ananın toprağa düşüp kalmak ihtimali ile uğraşının güçlüğü nedeni ile önerilmiyor.Herhangi bir nedenle anasını kaybeden bir oğul tekrar eski kovana döner.Oğullar genellikle havanın güzel,sakin ve rüzgarsız olduğu bir günde sabah saat 8´den ,öğleden sonra saat 15-16´ya kadar çıkmaktadır.Sıcak ve nemli havalarda sabah 7´den akşam 18´e kadar çıkabilir.

SUNİ OĞUL NEDİR ?
Arıların tabii oğul vermelerini beklemeyip gözetlemeden,bizzat arıcı tarafından,dilediği zamanda alınan oğula suni oğul denir.

SUNİ OĞUL NASIL ALINIR?
Pek çok yöntemleri vardır.Kuvvetli tek bir kovandan alınabileceği gibi iki ve daha çok kovandan alınabilir.Esas olan her yaştaki arı ve yavrularla 4-6 çerçevelik bir kovancık elde etmektir.10 çerçeveli kovandan alınırsa ,5 çerçeve akşamüzeri arıları ile beraber alınarak diğer kovana konulur.Uzağa götürülecek ise bir çerçeveden de ayrıca arı silkmek faydalıdır.Tarlacı arıların eski kovanlarına dönmemesi için suni oğulları 10-15 gün en az 5 km.lik uzak bir yere götürmek başarılı olur.İki kovandan alınmak gerekirse,birisinden yalnız arı,diğerinden de yalnız yavrulu ballı polenli çerçeve alınır.Suni oğul alındığında muhakkak ki ailenin birisi anasız kalacaktır.Bu anasız,öksüz aileyi analandırmak için şu dört husus göz önüne alınır.

a)Hazır ana vermek

.b) Yumurta ve günlük kurtluklu çerçeve vermek.

c) Zayıf ,analı bir kovanla birleştirme yapmaktır.

D) Kapalı gözlü ana memesi vermek. Sunu oğul alınacak kovan,bol ve iyi yumurtlayan anaya sahip, arıları halim selim munis,bal toplama ve depo edebilme kabiliyeti yüksek,çok ve sık oğul vermeyen,arılıkta arıcının gözdesi iyi cins arılardan olmalıdır.Hırçın ve çok sokucu,yağmacılığa düşkün,8-10 çerçeveden az arı kovanlarından asla suni oğul alınmamalıdır.Yukarıdaki hususlar göz önüne alınarak ,ilkel kovanlardan da yalnız arı almak suretiyle suni oğul alınabilir.

SUNİ OĞULUN FAYDALARI
Biliyoruz ki arıların oğul verme hadisesi yani oğulun kovandan çıkıp dala konması 2-3 dakika gibi kısa bir zamanda olmaktadır.Biz bu kısa zamanda arımızın oğul verdiğini görmediğimiz taktirde ,aylardır büyük ümitlerle beklediğimiz oğulu kaçırabiliriz.Arılarımızdan suni oğul aldığımız taktirde böyle arıcıyı üzücü bir ihtimal mevcut olmaz. Kuvvetli kovanlarımızdan mevsimin en çok çiçekli zamanında,mesela Nisan´ın ikinci on beşi ve Mayıs ayında sunu oğul alabiliriz.Ve bu sayede de oğul arılarından o sene bol ürün alabiliriz. Suni oğulları istemediğimiz anda ve mesela boş olduğumuz bir hafta tatilinde alabiliriz. Ve her türlü hazırlığımızı o gün için ihmal edebiliriz.Halbuki beklemediğimiz bir günde çıkan tabii oğul bizi şaşırtabilir.Kovanımız,suni petek takılmış çerçevelerimiz o gün için hazır olmayabilir.Veya o günkü mühim bir işimiz bizi oğulu almaktan vaz geçirebilir.Bu sebepten de suni oğul almak faydalı olur. Arılarımızın tabii oğul vermelerini beklemeden suni oğul alarak kovanlarımızın sayısını arttırabiliriz.

TABİİ OĞULUN ZARARLARI
Oğul mevsiminde arıcıyı sabahın 8´inden akşamın l6´sına kadar arılıkta beklemeye mecbur eder.Arıcı bu dönemde beklemezse oğullar kaçar gider. Tabii oğul,anaç kovanın bal verimini son derece azalttığı gibi güve kurtlarının tahribatına en müsait ortamı da hazırlar ve anaç arıyı sönmeye mahkum eder. Tabii oğul bazen alınması çok güç ve hatta imkansız olan yerlere de konabilir. Bazen birkaç oğul birbirinin çok yakınına ve hatta üzerine konarak arıcıyı çok müşkül durumda bırakır. Tabii oğulların çıkmasına 10 gün kala arı ailesinin çalışması çok durgunlaşır.Yavaşlar.Tabii oğulun yapımı bölgenin büyük bal toplama devresine rastlarsa,arıcı çok zarar etmiş olur.


TABİİ OĞULUN İYİ VE FAYDALI YANI YOK MU ?
Elbette var.Yukarıdaki zararlarını göz önüne almazsak tabii oğullarda ki arı mevcudu az bile olsa,oğul kümesinin içinde her yaşta ve her görevi yapacak arılar bulunduğundan,ve kovandan çıkarken kursaklarını bal ile doldurduklarından dolayı ,yeni barınaklarını çok kolay inşa eder ve daha kısa sürede kuvvetlenirler. Birinci oğuldaki ana arı çiftleşmiş olduğundan,bir gecede yaptığı peteğe,ertesi gün bile yumurta bırakıp ailenin kuvvetlenmesini sağlar.Tüm kovanlardan birinci oğulu alıp ondan sonra oğul almamak çok büyük bir avantajdır.Ayrıca suni,oğuldaki ana arı yetiştirme ,yumurtlamasını bekleme,ana arı ve kafesi edinme,arama ,bulma ,kabul ettirme gibi uğraşılarda yoktur.İyi bir bakım ve besleme ile,zayıf arı oğulları da zamanla mükemmel bir damızlık anaç aile olabilir. Bal Üretimi

BAL ÜRETİMİ GELİŞEN ARI AİLELERİNE YENİ PETEKLERİN VERİLMESİ
Arı ailesi gelişip kuvvetlendikçe birer ikişer adet yapay petekli veya bir evvelki seneden balı süzülmüş kabartılmış petekler ilave edilir.Petek ilavesi için kovan da mevcut çerçevelerin ve bahusus en arkada veya en yandaki çerçevelerin tamamının arılarca doldurulmuş olması gerekir.En yandaki çerçevede yavru varsa ilave edilecek çerçeve hemen onun arkasına konulur.Yavru yoksa bal,çiçek tozu veya arı ile dolu ise bu takdirde ,o çerçeve en sona çekilerek onun önüne konulur.Yeni ilave edilecek çerçeveleri ailenin ortasına koymak doğru değildir.Alt kattaki çerçevelerin tamamı veya bir noksan dolduğunda ve kuluçkalıktaki çerçevelerin üst tarafında yeni beyaz petekler görüldüğünde kovana ballık dediğimiz ikinci kat tüm çerçeveleri dolu olarak konulur ve örtü tahtaları da bunun üzerine dizilerek kapak kapatılır. Arıların ikinci kata kolay çıkması için,ballığa 1-2 çerçeve ballı yada yavrulu petek koymak ve ballık üzerini sıcak tutmak faydalıdır.

BALLIĞIN İLAVESİ
Alt kattaki çerçevelerin tamamı veya bir noksanı dolduğunda ve kuluçkalıktaki çerçevelerin üst tarafında yeni beyaz petekler görüldüğünde kovana ballık yani ikinci kat ilave edilir.Ballıkta bölme tahtası kullanılmaz.Sandık tamamen petekli çerçevelerle doldurulur.Ballık konulurken,alt kattaki örtü tahta veya bezleri alınarak üst kata konur.Arıları ballıkta çalıştırmak için:Kovan standart Langstrot ise alt kattan bir iki yavrulu veya ballı çerçeve alınarak üst kata konulur.Üsteki boş çerçevelerde alttan alınanların yerine konur.Bu saye de hem arıları yukarıda çalışmayı mecbur eder ve hem de bala bıraktığımız bu kovanın oğul vermemesine yardımcı oluruz.Ana arıya yeni yumurtlama alanı açmış oluruz.Bala bırakılan kovanlarda mümkün mertebe oğul arzusunu söndürmek şarttır.Yarım ballıklı kovanların arılarını üst katta çalıştırmak için,ballık çerçevelerine ya aşağıdan bir çerçeve yavrulu gömeç çıkarılarak monte edilir.Yahut ta bir müddet ballık altta ,kuluçkalık üstte bırakılabilirside ; tam zamanında ballık atılan kuvvetli kovanlarda bunlara gerek duyulmaz.

BAL HASADI
Fenni arıcılıkta kovandan senede 2-3 defa bal hasat edilebilir .Gerek ballıkta ,gerekse kuluçkalığın yan tarafındaki iyice olgunlaşmış balları lüzumunda alabiliriz.Alınan bu ballı çerçeveler yerine ya suni petekler konur,yahut ta balı sızdırılmış kabartılmış petekler konur.Mevsim müsait giderse bu hazır peteklere arılar kolaylıkla yine bal doldururlar. Ballık tamamen dolduğunda;Gövdeden ayrılarak kovanın civarında bir yere konulur.Ballık üzerindeki örtü tahtaları alınmaz.Ballığı alınan kovanın üzerine ya yedek örtü tahtaları ve ya bir telis parçası koyularak kapağı kapatılır.Bundan sonra ballık üzerindeki örtü tahtaları birer birer kaldırılarak teker teker alınan ballı çerçeveler kovan kapısı önüne getirilerek üzerindeki arılar silkilir .Kalan birkaç arıda tavuk teleği veya arıcı fırçası yardımıyla kovan önüne süpürüldükten sonra bu ballı çerçeveler kapalı bir sandık veya odaya götürülür.Ballıktan çerçeveyi aldıktan sonra yine hemen örtü tahtasını kapatmalıdır.

BALIN OLGUNLAŞTIĞI NASIL ANLAŞILIR?
Balın olgunlaştığını,çerçevedeki ballı gözlerin tamamen,yahut ta hiç değilse 2/3 den fazlasını sırlamış olmasiyle anlaşılır.Arılar ballı peteği üst tarafından sırlamaya başlarlar.Üzeri sırlanmış olan çerçevedeki bal olgunlaşmamıştır. Olgunlaşmamış ballar uzun müddet dayanmaz.Tahammür eder.Ekşir.Zayi olur.Balın çabuk olgunlaşmasını temin etmek için,uçma deliğini genişletmek ve yemleme deliğini açmak suretiyle kovanda mükemmel bir havalandırma sağlanmalıdır.Akşamleyin ve gece kovan kapısı önünde arıların yüzleri kovana dönük olarak kanat çırpması baldaki fazla suyun uçmasını,dolayısı ile de balın olgunlaşmasını temin içindir.Eğer çerçeveler dolmuş,balı olgunlaşmış,fakat çerçevelerin alt kısmında birkaç santim sırlanmamış kısım kalmış ise arılara şeker şurubu vermek suretiyle açık petek gözlerinin sırlanması sağlanabilir.Hatırlanacağı üzere tam sırlanmamış petekli balların satışa arzı.Gıda maddeleri tüzüğüne aykırıdır.Satıştan ilgililerce her zaman men edilebilir.

BALIN SIZDIRILMASI
Bal güneşte ve ateşte sızdırılsa da bu doğru değildir.En iyisi Bal Süzme makin asında sızdırmaktır.Bu makine ,altı kapalı ,üstü açık bir soba gibidir.Bunun tam ortasında,şakuli bir demir çubuk vardır.Bu demir çubuğu etrafında örme telden 2-14 kadar dolap yapılmıştır ki süzülecek ballı çerçeveler buraya konur.Demir çubuğun üst tarafında bulunan dişli ve ona bağlanan bir kolu çevirmek suretiyle içerdeki dolabın dönmesi temin edilir.İşte bu dolabın içine konulan ve üzerindeki sırrı daha önce Bal bıçağı veya tarağı ile bozulan ballı çerçeve içerisindeki bal ,bu süratli dönme neticesinde çıkarak;galvanizli ve nikel saçtan yapılmış soba gibi kazanın iç cidarına çarpar ve aşağıya sızarak birikir.Alt taraftaki musluk açılmak suretiyle sızılmış bal buradan alınır.Makineyi yavaş yavaş hızlandırarak çevirmelidir.Çerçevenin bu yüzündeki bal tamamen bitmeden makineyi durdurup çerçevenin öbür yüzünü çevirmelidir.Çünkü diğer taraftaki balın tazyiki mumu bozar Bu yüz tamamen bitince yarım bırakılmış yüz çevrilir ve bal tamamen sızıncaya kadar makine işletilir.Sızdırılan ballar derin kaplar içerisinde dinlendirilirse mum kırıntısı vs. gibi yabancı maddeler yüze çıkar.

BALIN ANBALAJI VE SATIŞI

Diğer besin maddelerinde olduğu gibi balında taze olarak yenmesi en faydalı şekildir.Süzme ballar satılmadan önce rutubetsiz ve sıcaklığı 20 C civarında olan yerlerde muhafaza edilmelidir.Kış mevsiminde süzme balların en fazla kristalize olduğu sıcaklık 10-17 C dır. Eğer ballar uzun müddet bekletilecekse 15C ; nin çok altında tutulmalıdır.Aksi halde renk,lezzet ve enzimlerde değişiklik olur.26,5 derecenin üstünde saklanan ballar ya hiç veya çok geç donarlar.

SÜZÜLEN PETEKLERİN KOVANA VERİLMESİ
Son hasat mevsiminde, bal sızdırma makin asından çıkarılmış olan boş çerçeveler içerisindeki pek cüzi balın zayi olmaması ve boş peteklerin ertesi yıla kadar kolaylıkla ve temizce saklanması için bir ballığa çerçeveleri dizerek akşamüzeri kovana verilmelidir.Arılar hem petek gözlerinde kalan bal bulaşıklarını arılar ve hem de petekleri düzeltirler.

BOŞ PETEKLERİN ERTESİ YILA KADAR MUHAFAZASI
Arıcının en kıymetli sermayesinin kabartılmış petek olduğu ve arıların bir kilo petek yapmak için asgari 10 kilo bal yemek mecburiyetinde oldukları göz önünde tutularak kabartılmış petekleri ertesi yıla kadar bozulmadan iyice muhafaza etmelidir.Boş petekler ya her tarafı iyice kapalı sandık veya dolaplarda yahut ta altı üstü iyice kapatılmış boş ballık veya kuluçkalık sandıklarında muhafaza edilir. Boş peteklerin en büyük düşmanı Güve Kelebekleri´dir.10 derecenin altında ki yerlerde saklanan petekler güvelenmez.Piyasada satılmakta olan Arı Farma firmasının çıkarmış olduğu ; GÜVESET ; ilacı da kullanılmaktadır. Arıcılıkta Kullanılan Alet ve Malzemeler

ARICILIKTA KULLANILAN ALET VE MALZEMELER ARICI KÖRÜĞÜ
Arıcı körükleri büyük.orta ve küçük boy olarak yapıldığı gibi,galvaniz ve paslanmaz çelikten ve daha dayanıklı olması bakımından vinlex yerine deriden yapılmaktadır.Kullanıldıktan sonra içinin temizlenmesi ve yaş ıslak yerlerde bırakılmaması şartıyla çok uzun seneler kullanılabilir.Körüklerin içine önceden köz,kor ateş konulup üzerine yonca parçaları,kav,kuru mısır koçanı,mukavva gibi bol duman verici maddeler üzerine atılır. Ve arkadan körük elle sıkılarak duman püskürtülür. Arılar dumanı görünce telaşlanır ve ilk iş olarak kafasını peteklere sokarak bol bal yutar.Midesi balla dolu olan arılarda çok hırçınlık yapmaz,insanı sokmaz ve dağılmazlar.Körük özellikle bal hasadında,bazen arı ailelerini birleştirmede,aktarma ameliyesinde ,yağmacılık görüldüğünde ,çerçeve kulaklarına toplanan arıları dağıtıp çerçeveyi kolay çıkarmada kullanılır.Kovan açılırken önce hafif dalgalar halinde 2-3 defa uçma deliğinden duman verilir.Sonra örtü tahtaları veya bezi kaldırılırken duman verilir.Körükten alev ve kıvılcımlar saçacak şekilde sert duman vermek doğru değildir.Arılar daha çok kızdırır ve hırçınlaştırır.
ARICI MASKESİ
Çok çeşitli maskeler vardır.Yalnız başa geçirilerek boyun kısmından bağlanan ;
BAŞLIK MASKELER´ gövde ve kolları da koruyan
;GÖMLEKLİ MASKELER´,bütün vücudu kaplayan

;TULUM MASKELER´ gibi. Beyaz Amerikan bezi ,patiskadan yapıldığı gibi daha kalın ve muhtelif renkli gabardinlerden,madeni plastik veya tülden yapılmış bol hava alacak, yavru ve yumurtaları görmeye mani olmayacak şekilde kafes tellerinden yapılır.Tül ve kafes tellerin beyaz değil koyu renkli olması gerekir ki petek gözlerindeki yumurta ve kurtçuklar daha kolay görülebilsin.Elbiselerin koyu renkli,kadife kıldan ve yünden yapılmış olması da sakıncalıdır.Arıları kızdıran bu malzeme ve koyu renkler yerine beyaz ve açık renkte kumaşlar daha iyidir.Arılarla meşgul olurken terleyip bunalmamak ,daha rahat,zevkli ve kolay çalışmak için maskeler bol hava alacak şekilde ferah yapılmalıdır.
ARICI ELDİVENİ Arıcılara özel suretle yapılmış,kol dirseğine kadar çekilebilen eldivenlerde vardır.Bunlar deriden ve vinleksten yapılır.Eldivenlerin bilek üstünden yukarı olan kısımları bezden yapılır ve ucu lastikle boğulur.Piyasada çeşitli lastik eldivenler satılsa da arılar ince olan bu lastiklerden iğnelerini geçirirler.Elleri çok terletir.
EL DEMİRİ-KAZIYACAK Yaklaşıp 3 cm. genişlik,25 cm. boyunda lama demirinden yapılmış, her iki tarafı bıçak ağzı gibi inceltilmiş ve bir tarafı 2-3 cm. kadar 90 derecelik bir açı teşkil edecek kadar kıvrılmış bir demir-çelik parçasıdır.Rahat tutulması için ortadan 5-6 cm kadar bir kısmı her iki taraftan törpülenmiş ve tıraşlanmıştır.Kıvrık kısmı iki çerçeve arasına sokulup kanırtılarak iki çerçeveyi birbirinden ayırmayı ,düz kısmı da çerçeve üst çıtası altına sokularak manivela gibi çerçeveyi yukarı kaldırmaya yarar.

ARICI FIRÇASI Bal hasadında çerçeve üzerinde kalan arılar süpürmeye yaradığı gibi,ağaç gövdesi veya duvara konmuş oğul arılarını sepete süpürmede ve aktarma ameliyesinde işe yarar .Fırça kıllarına bal yapıştığında iyice yıkayıp,kurutulup bir naylon torba içinde saklanırsa uzun ömürlü olur ve kılları dökülmez.Arılığınızda fırça bulunmadığında kaz,hindi,kartal teleği,süpürge parçası veya ot demeti de kullanılabilir.
ARICI MAHMUZU Uç kısmında rahatlıkla dönebilen,ortası yivli ve yivin dış çıkıntıları kertikli basit bir alet olup ,çerçevelere gerilen telleri,suni peteğe kaynatmaya yarar.Bu amaçla,çerçeve içi ölçüsüne göre yapılmış 12 mm. Kalınlığındaki üzeri çok iyi düzenlenmiş,zımparalanmış bir tahta kalıp yapılır.Suni petek çerçeve üst çıtası yivine tutturulduktan sonra teller üstte kalacak şekilde mumlu çerçeve bu kalıp üzerine yatırılır.Tel üzerine bu alet hafifçe bastırılarak telle suni petek kaynatılır. Hava serinse,mahmuzun sıcak su içinde veya ateş yanında tutularak ısıtılması faydalıdır.

a
12-09-2012 02:28

    Oğul ( Arı ) Katılması Video

    emine Emine Fire Avatar

    a
    12-09-2012 02:29

      SAMSUN ARICILIK EĞİTİMİ - BÖLÜM 1

      emine Emine Fire Avatar

      a
      12-09-2012 02:30

        SAMSUN ARICILIK EĞİTİMİ - BÖLÜM 2

        emine Emine Fire Avatar

        a
        12-09-2012 02:30

          SAMSUN ARICILIK EĞİTİMİ - BÖLÜM 3

          emine Emine Fire Avatar

          a
          12-09-2012 02:31

            Peteklerden bal nasıl çıkartılır?

            emine Emine Fire Avatar

            a
            12-09-2012 02:31

              ARICILIK - ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ

              emine Emine Fire Avatar

              ARICILIK

              ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ

              1. TARİHÇESİ
              Arıcılığın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. MÖ 7000 yıllarına ait mağara resimleri, çok eski tarihlere ait arı fosilleri ve tarihi buluntular bu görüşü doğrulamaktadır. Mısırda 4000 yıl önce Firavun mezarlarında bal ve balmumları bulunmuştur. Yine mısırlıların ayinlerinde balın yer aldığı ve kral hanedanlarından birisinin arıyı simge olarak kullandığı bilinmektedir. Mısırda göçebe arıcılık yapılmaktaydı ve bu nedenle buradan Yunanistan, Filistin ve Kıbrısa arıcılığın yayıldığı düşünülmektedir.

              arı
              Hindistanda MÖ 3000-2000 yılları arasında arı ve bala ait bilgiler bulunmuştur. Babilliler balı hem gıda hem de ilaç olarak kullanmışlardır. MÖ 384-322 yılları arasında yaşayan Aristo, yazmış olduğu Hayvanlar Tarihi adlı eserinde (5 ve 9. kitap) kovan içerisinde ana arı, erkek arı ve işçi arı olarak 3 tip arının olduğunu, arıların çiçek tozu topladıklarını, işçi arıların su taşıdıklarını ve işçi arılar arasında iş bölümü bulunduğunu ifade etmiştir. Bu eserde sadece, arıların çiçek tozundan balmumu ürettikleri konusunda yanılgıya düşmüştür. Yunanlılar saplardan örülmüş kovan, sepet kovan ve tahta kovan kullanmışlardır. Romalılar arılar hakkında çok yazı yazmışlardır. Milattan önce Cato, miladi yıl başlangıcında Columella, Virgil ve 4. Georgies arı hakkında bilgiler vermişlerdir. Columella arılıktan 2.5 ton bal alınabileceğini, kovanların arılığa nasıl yerleştirileceğini, kovanların nasıl yapılması gerektiğini ve arıcılıkta kullanılan alet ve malzemelerin esaslarını yazmıştır. Boğazköy kazıları, MÖ 1300 yıllarında Hititler devrinde arıcılığın önemli bir zirai faaliyet olduğunu göstermiştir.
              Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve Yavuz Sultan Selim devirlerinde çıkarılan Kanunnamelerde arıcılığa ait hükümler bulunmaktadır. Türk köylüsü balı asırlardır bir ilaç ve şifalı besin kabul etmiş ve hastalara bal yedirmiştir.
              Arı ve bala, İncil ve Kuran gibi mukaddes kitaplar da yer vermişlerdir. Kuranı-Kerimin Nahl suresinin 68 ve 69. ayetlerinde mealen şöyle buyurulmuştur; "Ve Rabbin balarısına dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin. Her çeşit üründen ye, sonra da Rabbinin işlemen için gösterdiği yollarda yürü diye emretti. Karınlarında insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünen milletler için bunda ibret vardır."


              1.1. Arıcılığın gelişmesi
              Butler, 1609 yılında, balmumunun arının vücudunda pulcuklar halinde meydana geldiğini bildirmiştir. Jan Swammerdam (1637-1680) arı biyolojisi üzerinde çalışmıştır. François Huber (1750-1831) "The Encyclopaedia Britannica" adlı eserinde arılara ait bazı ilgi çekici ifadelere yer vermiştir; kovanların havalandırılması arıların yelpazeleriyle yapılmaktadır, ana arılar işçi arı yumurta ve larvalarından yetiştirilebilir, ana arı yalnız havada çiftleşir, çiçektozu arı yavrularının asıl besinidir, yavru yetiştirme sıcaklığı 30 °C civarında olmalıdır, arıların antenleri dokunma organıdır. Huber ayrıca antenlerin fonksiyonları ve temel petek gibi konularda çalışmalar yapmıştır. Bu çalışmalarını "New Observations on the Bee" adlı kitapta toplamıştır. Peter Prokopovyrch 1814de çerçeveli modern kovanı geliştirmiştir. Mehring 1857de ilk temel petek kalıbını keşfetmiştir. Dzierzon çerçeveli Langstroth kovanını geliştirmiş, 1845 yılında arıların parthenogenesis teorisine göre çoğaldıklarını tespit etmiş, arıların iki çeşit yavru hastalığının olduğunu ve İtalyan yerli arı ırkının iyi bir ırk olduğunu iddia etmiştir. Modern kovanın babası sayılan Langstroth ve ticari arıcılığı ortaya atan Moses Guinby, arıcılık malzemeleri fabrikası kuran A.I. Root ve Charles Dadant arıcılığa önemli hizmetlerde bulunan önemli kişilerdir.
              Günümüzde arıcılık ticari bir iş haline dönüşmüştür. Türkiye şartları göz önüne alındığında arıcılığın hızla ilkel kovandan modern kovana doğru değişim içinde olduğu, 10-50 kovanlık aile işletmeleri yerine, 100-500 kovanlık ticari işletmeler haline dönüştüğü dikkati çekmektedir. Önceleri genellikle bal ve balmumu üretmek amacıyla kurulan işletmeler son zamanlarda arı sütü, polen ve arı zehiri gibi sağlık açısından önemli ürünlere yönelik faaliyetlerde de bulunmaktadırlar.

              2. YERİ VE ÖNEMİ
              Arıcılık, çeşitli tarım kolları ile birlikte uyumlu bir şekilde yürütülebilen ve toprağa bağlı kalınmaksızın yapılabilen bir yetiştiricilik koludur. Birçok bitki üretimi, arıcılık ile birlikte ve karşılıklı yarar sağlayarak sürdürülebilir. Deniz seviyesinden binlerce metre yüksek yaylalara kadar, bitki ve çiçeğin bulunduğu her yerde arıcılık yapılabilir.
              Ülkemizde çiçeklenme zamanlarının hemen hemen bütün yıla yayılmış olması, kovan üretimi için gerekli kerestenin yeterli miktarda bulunması, arıya ve ürünü olan bala geleneksel bir önem verilmesi, arıcılığa aktarılabilecek iş gücünün bulunması, önemli bir yatırım gerektirmemesi ve toprağa bağlı kalınmaksızın yapılabilmesi, arıcılığın önemini gittikçe arttırmaktadır. Ancak arının önemli ürünlerinden olan bal, balmumu ve arı sütünün diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi hak ettiği fiyatla satılamaması, arıcılık ile ilgili birliklerin yaygın olarak kurulamaması ve mevcut kuruluşların etkili çalışmalarda bulunamamaları, arıcılığın gelişme hızını oldukça düşürmektedir. Türkiyede 1989 yılında 340,020 adedi eski tip, 2,740,640 adedi yeni tip olmak üzere toplam 3,080,660 adet kovan bulunduğu ve 40,180 ton bal ile 2,316 ton balmumu üretildiği bildirilmektedir (Tablo 1).
              Türkiye kovan sayısı, bal ve balmumu üretimi bakımından birçok ülkeden ileri durumdadır. Ayrıca üretilen ballar dünyanın en kaliteli balları arasındadır. Ancak kovan başına üretim miktarı oldukça düşük ve dünya ortalamasının gerisindedir.

              2.1. Arıcılığın tarım içindeki önemi
              Arıcılık çeşitli tarım kollarıyla birlikte uyumlu bir şekilde yürütülebilen ve toprağa bağlı kalınmaksızın yapılabilen bir hayvancılık koludur. Tarım işletmelerini, Bitkisel üretim işletmeleri ve Hayvansal üretim işletmeleri olarak 2 gruba ayırmak mümkündür. Arıcılık her iki grupla da yakından ilgilidir. Bir çiftlik sahibi zirai faaliyetlerinin yanı sıra arıcılık da yaparsa, hem arının gelirinden hem de zirai üretim artışından ek fayda sağlayabilir. Bu işletme şekilleri, dengeler bozulmadığı takdirde arıcılıkla uyum içinde yürütülebilir. Özellikle zirai ilaçlamalar bu dengeyi olumsuz yönde bozmaktadır.

               

              Tablo 1. Türkiyede 1956-1983 yıllar arasındaki kovan miktarı ve bal üretimi.

              Yıl          Eski Tip     Yeni Tip   Toplam       Bal        Bal        Balmumu
                           kovan,ad.    kovan,ad   adet         ton        kg/kovan   ton
              1956         1,177,994    125,583    1,903,577    7,769      5.959      -
              1960         1,302,000    195,400    1,497,400    9,690      6.514      -
              1964         1,375,700    285,300    1,661,000    9,500      5.719      955
              1968         1,344,023    442,531    1,786,554    12,930     7.231      1,184
              1972         1,225,651    670,109    1,895,760    16,363     8.631      1,336
              1976         1,007,628    1,019,121  2,026,749    24,061     11.516     1,762
              1980           893,260    1,332,217  2,225,477    25,170     11.310     2,110
              1984           756,191    1,905,209  2,661,400    35,620     13.384     2,513
              1988           363,058    2,620,665  2,983,723    42,729     14.321     2,422
              1989           340,020    2,740,640  3,080,660    40,180     13.043     2,316
               

              Kaynak: Başbakanlık D.İ.E. Tarım İstatistikleri Özeti, 1989.

              Arının çiçek tozu ve nektar toplamak için bütün çiçekleri dolaşması meyve ağaçları ve özellikle elma ağaçları açısından büyük önem taşımaktadır. Yapılan bir denemede etrafı arının girmesini engelleyecek bir malzemeyle kaplanan elma ağacının, hiç elma vermediği veya veriminin % 99 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Çünkü elma ağaçları kendi kendilerini dölleyemezler. Ayrıca arının çiçekten çiçeğe dolaşması ve her seferinde aynı cins çiçekleri defalarca ziyaret etmesi, çiçeklerin kendi kendini döllemesi (yakın akraba evliliği veya kan yakınlığı) sonucu oluşabilecek genetik bozuklukların ortaya çıkmasını da önemli ölçüde engellemektedir. Bu sayede oluşan heterozigotluk nedeniyle meyveler daha bol ve kaliteli olur.
              Arıların tozlanma yoluyla sağladıkları ürünün değeri bal ve balmumu üreterek sağladıklarının 10-20 katı kadar daha fazladır. Bu nedenle meyve bahçesi sahipleri ile tohumluk bitki yetiştirenler tarla ve bahçelerinde bal arısı kovanları bulundurmalıdırlar.
              Bal arıları tarafından tozlanan meyvelerden; badem, elma, zerdali, şeftali, kiraz, üzüm, kavun, karpuz, armut, Trabzon hurması, erik, ahududu, çilek, tohumluk bitkilerden ise yonca, kuşkonmaz, karnabahar, lahana, havuç, kereviz, tırfıl, pamuk, salatalık, keten, soğan, biber, kabak, turp, kolza, şalgam, ayçiçeği ve bakla sayılabilir.
              Arının dolaylı olarak toprağın erozyonunu önlediği ve gübrelenmesini sağladığı da ifade edilebilir. Meyve ve tohum üretimini gerek sanayi ve gerekse yabani bitkilerde arttırarak bitkilerin çoğalmasını ve dolayısıyla toprağın su ve rüzgar yoluyla erozyonunu engellediği ve toprağa karışan bitkilerle de gübrelenmeyi sağladığı söylenebilir. Çayır ve meraların yaşaması ve kalitesini de aynı yolla etkilediği ve hayvancılığa uygun ortamın sağlanması açısından dolaylı rol oynadığı ifade edilebilir.

              2.2. Ülke ekonomisindeki yeri ve önemi
              Arıcılık, her yaştaki insanın yapabileceği nadir işlerden birisidir. Tarım işletmelerindeki gizli işsizliği ortadan kaldırabilecek veya fazla işgücünü değerlendirebilecek bir faaliyet alanıdır. Ailenin asıl işi olabileceği gibi, tarım işletmelerinde yan gelir olarak yer alabilir. Arıcılık az sermaye ile çok kar sağlayabilir. Yatırım bir defa yapıldığında uzun süre işletilebilir. Araziye, suya, işletme tesislerine, traktöre ve bunları çalıştıracak işçiye ihtiyaç yoktur.
              Arılar; bal, balmumu, arı, arı sütü, çiçek tozu, arı zehiri ve propolis üretirler. Bu ürünlerin üretilmesi ve pazarlanması aile ekonomisine katkıda bulunur.
              Ekonomik olarak, arıcılığın gelişmesi arıcılık sektörü için gerekli arı, ana arı, kovan, bal süzme makinesi, temel petek, arıcılık malzemeleri ve ambalaj maddelerinin üretildiği sanayi iş kollarının ortaya çıkmasına ve bu alanda istihdamın sağlanmasına yardımcı olur. Dünyadaki en kaliteli bal, çok sayıda çiçek türüne sahip olması nedeniyle Türkiyede elde edilmektedir. Dünyadaki çiçek türlerinin 3/4ü Türkiyededir.
              Profesör Zander, II. Dünya Savaşından önce Almanyanın 1 yılda bal ve balmumu üretiminden 30 milyon marklık bir gelir sağladığını, buna karşılık tozlanmadaki yardımlarıyla ise 300 milyon marklık gelir fazlası elde edildiğini ifade etmiştir. Bu fazla gelirin bütün Avrupa ülkeleri için toplam 1 milyar 800 milyon mark olduğunu hesaplamıştır.

              2.3. İnsan sağlığı yönünden önemi
              Arıcılık zevkli bir iştir. Arı kendisiyle uğraşan kişiye iş bölümü, çok üstün seviyede çalışma gücü kazandırır, iyi ahlak ve fedakarlık örneği olur. Arıcılar açık havada ağır olmayan ve sürekli bir işle meşgul oldukları için sağlıklıdırlar. Ayrıca sık sık bal yemeleri ve arı sokması sonucu vücutlarına giren arı zehiri nedeniyle hastalıklara karşı dayanıklıdırlar. Bağışıklık sistemlerinin devamlı çalışıyor olması hastalıklara karşı koymada vücudu tetikte tutar.
              Arı denilince aklımıza ilk olarak bal gelir. Bal insanlık tarihi boyunca beslenmenin yanı sıra ilaç olarak kullanılagelmiştir. Yara ve berelerde oldukça yaygın olarak kullanıldığı gibi, bazı yörelerde sünnet işleminde de kullanılmaktadır. Bal bileşimi itibariyle organizma için önemli ve uyumlu, genç ihtiyar herkesin tüketebileceği ve sindirebileceği bir maddedir. İçinde bulunan şekerlerin çoğunun monosakkarit halinde olması nedeniyle sindirimi çok kolaydır, midede pek fazla kalmaz, bağırsaklardan kolayca emilir, karaciğerde çok az bir işlemle depolanır. Bileşimindeki karbonhidratlar nedeniyle enerji deposudur, ayrıca vitaminler, enzimler, mineraller ve bileşimi açıklanmamış bir çok madde bulunmaktadır. Midedeki ülser ve yaraları kapatıcı rol oynar, ılık suyla içildiğinde kabızlığı, soğuk suyla içildiğinde ishali önler. Uykusuzluk ve sinirlilik hallerinde sakinleştirici olarak kullanılabilir. Kalp ve damar hastalıklarında ayrıca şeker hastalığında tavsiye edilir. Ciltteki yara ve sivilcelerin iyileşmesi, cildin taze ve yumuşak kalması için kullanılır. Bazı krem, sabun ve losyon gibi güzellik ürünlerine de katılmaktadır.
              Arı sütünün bileşimi bal ve çiçek tozundan çok farklıdır. Arı sütü fiziki, ruhi ve hormonal etkiye sahip bir çeşit ilaçtır. Genel olarak vücuda sıhhat verir, iştah açar, kadınlarda adeti düzenler, çocuklarda gelişmeyi sağlar, saçlara canlılık verir, yorgunluğu giderir. Ülserli 100 hasta üzerinde yapılan bir denemede % 60 başarı sağlanmıştır. G.F. Townsend adlı bir araştırıcı 2000 fareye kanserli hücre aşılamış, 1000 fareye hiçbir müdahale yapmamış diğer 1000 fareye ise arı sütü vermiştir. Kendi haline bırakılan farelerin kanserden öldüğü, arı sütü verilenlerin ise sağlıklı yaşadığını, her hangi bir kanser belirtisi göstermediklerini tespit etmiştir. Arı sütü vital (hayat veren) bir maddedir. Balla birlikte yenilen arı sütünün günlük dozu 1 mg/kg canlı ağırlık olarak tavsiye edilmektedir. Kalp, damar ve sinirler üzerinde olumlu etkileri olan arı sütü, gelişmiş ülkelerde ampul veya kapsüller halinde kullanılmaktadır. Türkiyede son zamanlarda arı sütü genellikle bal ve polenle karıştırılarak piyasaya sürülmektedir. Ancak bu durum, içerisinde yer alan arı sütünün miktarını gizlemekte ve tüketici nazarında inandırıcı olmamaktadır.
              Arı zehrinin özellikle romatizmaya iyi geldiği ve bu konuda çeşitli tedavi şekillerinin geliştirildiği bilinmektedir. Arıcılarda romatizmal ağrılara pek sık rastlanmaz. Adale ağrıları, bel ağrıları, sinir ağrıları ve sinir yangılarında tedavi edici olarak kullanılmaktadır. Arı zehiri üretimi oldukça karışık ve teknik bir konudur. Temel olarak; bir kab üzerine arının sokmasını sağlayacak ve iğnesinin çıkmasını kolaylaştıracak gergin bir zar gerilerek arı zehiri toplanır.
              Arı sütünün esasını teşkil eden çiçek tozunun besleyici değeri çok yüksektir, % 35 protein içerir. Ayrıca içinde B, C, A, H ve E vitaminleri, hemen hemen tüm amino asitler ve mineraller bulunmaktadır. Polenin insan beslenmesi ve sağlığı üzerine önemli etkileri bulunmaktadır. Ayrıca sindirim ve sinir sistemini olumlu yönde etkiler, sedatiftir, kansızlığı giderir, büyümeyi hızlandırır, yorgunluğu ve halsizliği giderir, metabolizmayı düzenler, yaşlı erkeklerde görülen prostat büyümesi üzerine oldukça etkilidir. Bu amaçla günde 20 g, şok etki elde etmek için günde 32 g tüketilebilir. Balla birlikte alındığında daha etkilidir. Sabah ve akşam aç karına alınmalı, normal dozlar halinde 2 ay devam edilmeli, bir süre sonra kür tekrarlanmalıdır. Çocuklarda günde 16 gram, yetişkinlerde 20 gram tedavi edici dozdur. Normal olarak bal içinde çok az da olsa polen bulunmaktadır.

              3. VÜCUT YAPISI
              Arılar genel olarak diğer böceklere benzemekle birlikte vücutları yoğun bir kıl örtüsüyle kaplıdır. Vücutları baş, göğüs ve karın olmak üzere 3 ana bölümde incelenebilir (Şekil 1).

              3.1. Baş
              Başta bir çift bileşik göz ve üç adet basit göz bulunmaktadır. Bileşik gözler ana arıda 3000, işçi arıda 4000 ve erkek arıda 8000den fazla gözün birleşmesiyle oluşmuştur. Bu gözlerin her biri objenin ancak küçük bir parçasını görüntüler ve görüntüler birleştirilerek görme gerçekleştirilir. Basit gözlerin ise karanlıkta görev yaptığı sanılmaktadır. Genel olarak arının hareketleri algıladığı, tam manasıyla görme olayının şekillenmediği ifade edilmektedir. Yapılan çalışmalarda arıların yeşil rengi grinin değişik tonları şeklinde algıladıkları ve bu sayede çiçekleri parlak ve renkli noktalar halinde daha kolay buldukları tespit edilmiştir. Bu nedenle arılara yaklaşan kişilerin canlı ve parlak renkli giyeceklerden kaçınmaları, gri veya yeşilin değişik tonlarını tercih etmeleri tavsiye edilir. Ayrıca güneşte bulunan kişilerin gölgede duran kişilere göre daha fazla rahatsız ettikleri ifade edilmektedir.

              Yüzün ortasına yakın bir yerde, özellikle dokunma ve koku alma organları olan bir çift hareketli duyarga, anten bulunur. Duyargaların hemen altında clypeus ve ona bağlı üst dudaklar yer alır. Üst dudakların arkasında başın iki yanında üst çeneler uzanır. Üst çenelerin gerisinde alt çeneler ve alt dudak birleşerek tüp şeklindeki probozisi oluştururlar. Probozisin uzantısı olan dil ise sıvı besinlerin alınmasını sağlar. Arı sıvı besini alacağı zaman dip parçalar bir araya gelerek bir boru oluşturur ve dilin etrafını sararak emici düzeni şekillendirirler. Probozis kullanıldıktan sonra parçalarına ayrılarak başın arka kısmına çekilir, uç kısmı kıvrılarak katlanır. Sadece işçi arılarda bulunan ve arı sütü salgılayan bezler başın iki yanında bulunur. Bu bezlerden çıkan kanallar ağız düzlüğüne açılırlar. Arı sütü ağız düzlüğünden sarkan kanadımsı kısımdan aşağı doğru inerek probozisin zemininde yer alan gıda kanalında birikir. Diğer ergin arılar arı sütünü dillerini buraya sokarak alabilirler. Arı sütünü üreten arı, çenelerinin arasından arı sütünü larvaları beslemek amacıyla boşaltabilir.

               

              3.2. Göğüs
              Arının göğsü 4 segmentten (parça, bölüm) oluşmuştur; protoraks, mezotoraks, metatoraks ve propodeum. İlk üç segmentte birer çift bacak bulunur. Protoraks incelerek boynu oluşturur. Protoraksın arka plakası mezotoraks üzerine yaka gibi yerleşerek birinci çift hava deliklerini örter. Mezotoraks göğsün en büyük parçasıdır ve kanat kaidesini oluşturmaktadır. Metatoraks ince bir segment halindedir. Propodeum daralarak bel adını verebileceğimiz kısmı şekillendirir.

              Bacaklar büyüklük ve şekil olarak birbirinin aynı değildir fakat hepsi de 6 segmentten oluşmuştur. Bu segmentler vücuttan itibaren koksa, trohanter, femur, tibia, tarsus (tarsomerlerden oluşur) ve pretarsus (iki yan tırnak ve ortada aroliumdan oluşur) adlarını alırlar. Arının bacakları sadece öne ve arkaya doğru bir bütün olarak hareket edebilir. Tırnaklar yardımıyla pürüzlü yüzeylere tutunabilen arı, arolium ile de düz kaygan yüzeylere yapışabilmektedir. Ön ayaklar antenlerin temizlenmesinde, orta bacaklar göğüsün temizlenmesinde, polen sepetçiğinin boşaltılmasında, kanat ve hava deliklerinin temizlenmesinde ve karında üretilen balmumu pulcuklarının alınmasında, arka bacaklar baş, göz ve ağzın temizlenmesinde kullanılır. Ön ve orta bacaklarla vücuttan toplanan polen arka bacaklara yığılıp polen sepetçiğine özel hareketlerle sıkıştırılır. Üst çenelerle ağaç ve bitkilerden toplanan propolis yine ön ve orta bacaklar yardımıyla arka bacaklardaki sepetçiklerde toplanır.

              Bal arılarında ön çift ve arka çift kanatlar olmak üzere iki çift kanat vardır. Ön kanatlar arka kanatlardan daha büyük ve daha damarlıdır. Uçuş anında ikisi birden çalışmaktadır. Dengeyi sağlamak amacıyla uçuş sırasında arka kanatlardaki tutunma çengelleri ön kanatlardaki çengel yatağı ile birleşir. Böylece kanatlar birleşerek birlikte aynı hareketi yapar. Kanatlar aşağı yukarı, ileri geri ve uzun eksenleri etrafında yaptıkları dairesel hareketlerle uçuşu gerçekleştirirler. Uçuşta yön tayin etme işini sadece kanatlar yapar. Kanatlar, arıya çok yüksek manevra kabiliyeti kazandırır.

              3.3. Karın
              Arının karın kısmında; mide, bağırsak, üreme organları gibi iç organların yanı sıra arıya özel olan balmumu bezleri ve iğne gibi organlar bulunmaktadır. Segmentleri genellikle belirgin durumda olan karın; göğüs ve baş gibi karmaşık bir yapıya sahip değildir.

              Arı larva döneminde iken on karın segmentine, ergin dönemde iken de 9 karın segmentine sahiptir. Son karın segmentlerinin içiçe geçmesiyle işçi ve ana arıda karın 6 segmentliymiş gibi görünür. Sekiz, 9 ve 10. segment, 7. segmentin içine gizlenmiştir. Onuncu segment sadece anüsü taşıyan bir koni halindedir.

              Karın, bel denen ince bir bağlantı ile göğüsün propodeum kısmına bağlanmıştır. Böylece göğüs üzerinde yüksek derecede bir hareket kabiliyeti sağlanmış olur. Karın kısmında bulunan ve arıya özel başlıca organlar; balmumu bezleri, koku bezi ve iğnedir.

              İşçi arının 4, 5, 6 ve 7. karın segmentlerinin ön plakalarında balmumu bezleri bulunur. Her segmentte balmumu aynası denilen sağlı sollu iki adet düzgün, büyük, parlak oval kısımlar görülür ve bu kısımlar birbirlerinden koyu renkli dar şeritlerle ayrılırlar. Salgılanan balmumu petek gözlerinin yapımında kullanılmaktadır. Balmumu belirli bir dönemde salgılanır sonra bu bezler dejenere olur.

              Koku bezi, işçi arılarda 7. karın segmentinin iç yüzeyinde bulunmaktadır. İğne odacığı karnın en uç segmentinde bulunmakta ve ince, sivri uçlu iğne buradan çıkmaktadır. İğne üç parçadan oluşur. Stilet ve lansetler arasında zehir kanalı bulunmaktadır. İğnenin iki tarafında 9 veya 10 adet testere dişini andıran çıkıntılar vardır bundan dolayı iğne battığı yerde kalır. İğneyle birlikte zehir torbası ve zehir bezleri de çıkar. Bunun sonucunda arı ölür. Arı soktuğunda yapılacak ilk iş iğnenin çıkarılmasıdır. Çünkü iğne kendisine bağlı zehir torbasındaki zehiri girdiği yere pompalamaya devam eder.

              3.3.a. Sindirim sistemi
              Arılarda sindirim sistemi ağızla başlar. Ağız başla dikey olarak duran emme pompasına açılır. Emme pompasının üst ucunda, dar ve ince bir boru olan yemek borusu vardır. Yemek borusu, boyundan ve göğüsten geçerek karnın ön ucunda genişleyip ince cidarlı bir kese haline dönüşür. Bu kese diğer böceklerdeki kursağın karşıtıdır ve arı tarafından nektar veya balın biriktirildiği yer olarak kullanıldığı için genellikle bal midesi olarak isimlendirilir. Sindirim kanalının bal midesinden sonra gelen kısa ve dar geçit kısmına ön mide (proventrikülüs) denir. Bunu takiben karın içerisinde genellikle S harfi şeklinde enine kıvrılmış olan silindirik uzun ve kalın bir kese gelir ki bu ventrikülüs denilen gerçek midedir. Mideden sonra bağırsak kısmı gelir ve bağırsaklar karın içinde kıvrımlar yaparak anüsle son bulur. Arılar uzun kış ayları boyunca kovandan dışarı çıkmazlar, dolayısıyla dışkılarını kovan içine bırakmazlar ve bağırsaklarında biriktirirler. İlkbaharda kovan dışına çıktıkları ilk fırsatta uçuşa geçerek, dışkılarını havadayken bırakırlar.

              3.3.b. Dolaşım sistemi
              Böceklerde vücut boşluğu, organlarla veya dokularla değil kan veya hemolenf olarak tanımlanan bir sıvı ile doldurulmuş bulunmaktadır. Kanda hemosit denilen birçok kan hücresi bulunur. Bunlar oksijen naklinde kullanılmazlar ve omurgalıların akyuvarlarına benzer işlevleri vardır. Kan sıvısı bir miktar oksijeni taşımakla beraber başlıca görevi sindirim kanalından emilen sindirilmiş besinlerin dağıtılması, boşaltım organları tarafından atılan metabolizma artığı maddelerin depolanması ve solunum organları veya deri yoluyla atılacak olan karbondioksit gazının taşınmasıdır. Bal arısının kanı açık kehribar rengindedir. Vücutta kan dolaşımı atar damarlar ve titreşim zarları yoluyla sağlanmaktadır. Genel olarak; karında toplanan kan, aort yardımıyla ve karın hareketleriyle başa pompalanır, baştan geriye doğru bütün dokuları geçerek ve süzülerek karında tekrar toplanır.

              3.3.c. Solunum sistemi
              Canlı vücut hücrelerinde sürekli olarak yer alan kimyasal değişiklikler sonucunda devamlı oksijen tüketilip karbondioksit üretilmektedir. Hem dokuların ihtiyacı olan oksijenin getirilmesi hem de karbondioksitin dokulardan uzaklaştırılması gereklidir. Arılarda bu iş derinin dışarıdan içeri açılmasıyla oluşmuş borucuk sistemi (trake) ile yapılmaktadır. Hava borucuğu kolları vücut hücrelerinde son bulmakta ve böylece dokular oksijenlerini kan ile taşınarak değil de doğrudan doğruya almakta, karbondioksitlerini de bırakmaktadırlar. Kan sadece kendi kullandığı oksijeni emer.

              3.3.d. Üreme sistemi
              Arılarda döllenmiş yumurta dişi, dölsüz yumurta ise erkek arıya dönüşmekte ve üreme hücreleri dişilerde yumurta, erkeklerde spermatozoa olarak gelişmektedir. Erkek arıda üreme organları bir çift testis, bir çift sperma kanalı, bir çift mukoza bezi, bunların birleştiği ejekülasyon kanalı ve penisten meydana gelir. Yumurtalıklar, bir çift yumurta kanalı, bu kanalların birleştiği bir ana kanal ve kanalın açıldığı üreme odacığından oluşmaktadır. Ana arıda üreme odacığı, iğne düzeneğinin dibinde bulunan kısım ve ana kanalın açıldığı vagina olmak üzere iki bölümde incelenir. Ayrıca spermaların biriktirildiği sperma torbası (spermateka) denilen kısım vardır.

              Dişi olan işçi arılarda da üreme organları bulunmaktadır. Ancak bunlar çok özel durumlarda aktif hale geçebilirler. Yumurtalıklar gelişmemiştir ve 2-12 kadar ince tüpçükten oluşmuştur. Bu yumurtalıklar dejenere oldukları halde yumurtlama özelliğini korumakta ve kovanın ana arısız kalması durumunda gelişerek normal yumurta üretebilmektedirler. Yalnız işçi arılar çiftleşemediklerinden dölsüz yumurta üretmekte ve bu dölsüz yumurtalardan sadece cılız ve zayıf erkek arılar meydana gelmektedir.

              4. ARI TÜRLERİ ve IRKLARI
              Bal arısına ilk defa 1758 yılında Linnaeus tarafından "bal taşıyan arı" anlamında Apis mellifera adı verilmiştir. Daha sonra "bal yapan arı" anlamında Apis mellifica adı kullanılmışsa da ilk adı kadar yerleşmemiştir. Zoolojik sistemdeki yeri ise aşağıda gösterilmiştir.

               
              Alem             Animalia            Hayvanlar alemi
              Kök              Arthropoda         Eklem bacaklılar
              Alt kök          Antennata         Antenliler
              Sınıf             Insecta              Böcekler
              Takım           Hymenoptera      Zar kanatlılar
              Alt takım       Apocrita
              Üst familya    Apoidea
              Familya        Apidae               Arılar
              Cins            Apis                  Bal arıları
              Türler          1 Apis mellifera   Bal arısı
                              2 Apis dorsata      Dev arısı
                              3 Apis indica        Hint arısı
                              4 Apis florea        Cüce arı
               

              Bu dört tür arı içinde dünyada en çok yaygın olanı ve ticari arıcılıkta kullanılanı Apis melliferadır. Bu tür kendi içerisinde birçok ırklara ayrılmaktadır.

              4.1. Siyah veya Esmer balarıları (Apis mellifera L.):
              Dünyanın hemen hemen her tarafına yayılmışlardır. Asya, Orta Avrupa, İngiltere, Kuzey Afrika ve Amerikada bu tip arılar görülebilir. Siyah menşeli arılar Hollanda, Almanya, İskandinavya ve Rusyada görülür. Ana vatanı Orta Avrupa Alplerinin batısı ve kuzeyi ile Orta Rusyadır. 17. asırdan itibaren esmer arılar Kuzey ve Güney Amerikaya ve Uralları aşarak Sibiryaya götürülmüştür. Modern arıcılığın gelişmesi ile birlikte önemleri azalmıştır. İspanya, Polonya ve Rusyanın bazı yerlerinde bölgesel olarak önem taşımaktadır. İsviçre, Avusturya Alpleri, Almanya ve İskandinavyada hatlar geliştirilmiştir. Sıkı kan yakınlığıyla yetiştirilen ve bir babadan elde edilen hatlardır. Başka bölgelerde Ligustica, Carnica ve Kafkas ırklarıyla melezleşmişlerdir.

              Dilleri kısadır, yaklaşık 5.7-6.4 mmdir. Büyük arılardır, 2 ve 3. karın halkaları üzerinde sarı çizgiler değil sarı noktalar mevcuttur. Vücutları uzun ve seyrek kıllarla kaplıdır. Erkek arının göğsündeki kıllar koyu kahverengi, bazen de siyahtır. Çok çalışkandırlar, fakat dilleri kısa olduğu için yonca gibi bazı bitkilerden fazla yararlanamazlar. Birkaç istisna dışında bu ırk tercih edilmemektedir. Zengin fundalıklara sahip İngiltere ve Norveçte iyi sonuçlar alınmıştır. Oğul vermeye meyilli değildirler. Heather ya da Funda arısı adı verilen sadece oğul verme yönünde selekte edilmiş bir hat bulunmaktadır. Şiddetli iklim şartları altında kışlama yetenekleri iyidir. Yavru verimleri fazla değildir. İlkbahar gelişmeleri yavaştır. Yavru gözlerinde daima yeterli miktarda bal bulunur ve açlıktan ölme tehlikeleri çok zayıftır. Bitki örtüsü zayıf bölgelerde diğer arı ırkları depolarını yiyip bitirdikleri halde tutumlu ve idareci olan Esmer arıların kovanlarında bir miktar bal bulunur. Başka ırklarla melezlendiklerinde üstün bir yaşama gücü ve performans gösterdikleri halde çok kuvvetli olan sokma eğilimleri ortadan kaldırılamamıştır. Genellikle sinirlidirler ve kovandan kaçmaya hazırdırlar. Fazla olmamakla birlikte saldırgandırlar. Yavru hastalıklarına ve balmumu güvesine hassastırlar.

              4.2. Sarı balarıları (A. m. ligustica Spin):
              Anayurdu İtalya, özellikle Sicilyadır. Davranış olarak petek üzerindeki sakinliği ile tanınan bu ırk, hızlı ve yıl boyunca üreme özelliği ile Akdeniz ekolojisinde büyük koloniler oluşturur. Yetersiz flora koşullarında ve uzun kış yaşayan yörelerde açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Yağmacılık eğilimi yüksek, oğul verme eğilimi düşük bir ırktır (1).
              Bu ırkın yayılma alanı esmer arılar kadar değildir. İtalya ve Akdeniz çevresinde toplanmıştır. 1853 yılında Dzierzon tarafından Venedikten Almanyaya götürülmüştür. Amerikaya 1859 yılında İtalyadan götürülmüştür. Sarı arılar içinde en çok tanınan ve ticari değeri olan İtalyan arısıdır ve modern arıcılığa katkısı da çok büyük olmuştur. Amerikada İtalyada verimli çalışmalar yapılmakta ve bu ırka ait ana arılar Dünyanın her yanına gönderilmektedir.
              Görünüş olarak sarı kitin, sarı kıl rengi ve ince uzun abdomeni ile tanınırlar. İtalyan arı ırkının karın halkalarında bulunan şerit sayısına göre 3 şeritli ve 5 şeritli (altın arı) olmak üzere 2 tipi vardır. Esmer arıya nazaran küçük, karnı ince, dili nispeten uzundur (6.3-6.6 mm). Kübital indeks 2.2-2.5 olarak tespit edilmiştir. Karın altında ve 2-4. halkalardaki kitin rengi daha parlaktır. Ön halkaların üzerinde sarı bantlar vardır. Geniş açık renkli bantlı veya kahverengi daha ince çizgili ailelere de rastlanır. Açık renkliler genellikle sarı pulludurlar. Sadece karın ucunda siyah bir nokta bulunan Ligusticanın çok açık renkli tipleri Altın arı veya Aurea olarak bilinir. Sarımsı renk özellikle erkek arılarda belirgindir.
              Sakin yaratılışlıdır, az hareket ederler, kovan muayene edilirken çerçeveler üzerinde koşmazlar, çoğalma kabiliyetleri fazladır. Kuvvetli ailelerde çoğalma ilkbahar başlarında başlar sonbahara kadar devam eder. Yavru büyütme özellikleri iyi, oğul verme eğilimleri zayıftır. Ana arıyı diğer ırklardan daha kolay kabul ederler. Oburdurlar ve kış mevsimi süresinde fazla bal tüketirler. Kış mevsimini uzun sürmesi halinde yavru büyütme sırasında işçi arı kayıpları artar, ailelerin gelişmesi yavaş ve güç olur. Nektarın az olduğu bölgelerde tüketimin fazla olması nedeniyle açlıkla karşı karşıya kalabilirler. Ligustica ırkı, Akdeniz bölgesinin kısa, yumuşak ve nemli kışlarına, nektar veriminin çok olduğu kuru yazlarına uyum sağlamış tipik bir arı ırkıdır. Kışların uzadığı ve ilkbaharın geciktiği bölgelerde başarılı olamazlar. Uzun dilleri ile yonca gibi bitkilerden yararlanabilirler. Üstün petek yapma gücü sayesinde en iyi petek balı üreten arı ırkı olarak bilinir. Kafkas ırkı kadar kış için bal depo etmezler. Ailelerin kuvvetli, dayanıklı ve kurnaz olması yağmacılık alışkanlığına neden olmakta fakat performanslarını da arttırmaktadır. Bu ırkın yağmacılık alışkanlığı istenmeyen bir özellik olarak dikkati çekmektedir. Genellikle yanlış kovana doğru uçarlar. Kovanı iyi temizler, mum güvesi ve Avrupa yavru çürüklüğü hastalıklarına karşı esmer arılardan daha dayanıklıdırlar.

              4.3. Karniola arısı (A. m. carnica Pollmann):
              Ana vatanı Avusturya Alplerinin güney kısmı ve kuzey Balkanlardır. Güney Rusyada görülen ve karniolaya benzeyen Step arısı, Esmer arı ile Karniola arısı arasında bir geçit ırkı olarak tanınır. Görüntü itibariyle Ligusticaya benzer, ince yapılı ve uzun dillidir (6.4-6.8 mm). Karniola ırkının kübital indeks değeri 2.4-3.0 arasıdır. Kısa ve sık kıl örtüsüne sahiptir. Gri arılar da denilen Karniola arılarının kitini koyu renklidir, 2. ve 3. halkalar üzerinde kahverengi noktalar, bazen de çizgiler bulunur. Erkek arının kıl rengi griden grimsi kahverengiye kadar değişir. Karın kısmında parlak renkli kıllar mevcuttur.
              Karniola arısı iyi huyludur, en sakin ve uysal arı ırkı olarak bilinir. Petekler uzun süre kovan dışında tutulduğunda bile kaçmadıkları gözlenmiştir. Yavru verimleri çok iyidir, fazla oğul verirler, çok yavru yapar ve büyük aile oluştururlar. Son yıllarda çok ilgi gören bu ırkın yüksek olan oğul eğiliminin ıslahına ağırlık verilmiştir. Polen yeterli olduğu sürece yavru yetiştirme işlemi devam eder. Sonbaharda ailenin nüfusu hızla azalır, küçük aileler halinde kışlarlar, bu nedenle yiyecek tüketimleri azdır ve çok sert iklim şartlarında bile kışlama yetenekleri iyidir. Yönü tayin etme ve kovanların bulma yetenekleri iyidir. Kovan muayenesi sırasında ana arının tespiti kolay değildir. Yoncadan çok iyi yararlanırlar. Çok az propolis kullanırlar, bu nedenle gömeçleri temiz ve beyaz olarak kalır. Yavru hastalıklarına karşı hassas değildirler.
              Bu ırk, Avrupanın uzun şiddetli kışları, kısa ilkbaharları ve sıcak yazları ile karakterize, kuvvetli kıta hava hareketlerinin etkili olduğu bir iklim kuşağında yaşamaktadır. Bu nedenle bu ırkta yaşama gücü ve çevre faktörlerindeki değişikliklere uyma kabiliyeti yüksektir. Diğer arı ırklarıyla yapılan melezlemelerde yüksek yavru verimi ve yaşama gücüne sahip arılar elde edilmektedir.

              4.4. Kafkas arısı (A. m. caucasica Gorb.):
              Anavatanı Orta Kafkasyadır, iki tipi vardır. Birincisi aynı bölgenin yüksek vadilerinde yaşayan gri renkli Kafkas arısı, diğeri yine aynı bölgenin alçak arazilerinde yaşayan sarı renkli Kafkas arısıdır. Dağ tipi daha çok tercih edilir. Türkiyede özellikle Doğu Anadolu yaylalarında ve Kafkas sınır bölgelerinde bu ırka saf ve melez olarak rastlanılmaktadır.
              Kafkas arısı Karniola arısına benzer, kitin rengi koyudur, kıl örtüsü daha açık gridir, 1. karın halkası üzerinde kahverengi noktalar bulunur. Erkek arının göğsü üzerindeki kıllar siyahtır. Arı ırklar içerisinde en uzun dile sahiptirler (7.2 mm).
              Uysaldır, petek üzerindeki sakinlikleri en tipik özelliğidir. Yavru verimi yüksektir ve kuvvetli aileler oluştururlar. En kuvvetli oldukları zaman yaz ortasıdır. Fazla oğul vermezler. Propolisi çok kullanırlar ve bu nedenle kovanların temizlenmesi zordur. Sonbaharda kovan girişi çok küçük bir delik kalacak şekilde propolisle kapatılır. Kış için fazla bal depo ederler. Bal verimleri esmer arılara nazaran çok daha üstündür. Ana arıyı kolay kabul etmezler, yağmacılığa meyillidirler. Nosema hastalığına hassasiyetleri bulunmaktadır.

              4.5. Diğerleri:
              Kıbrıs arısı (A. m. Cypria) İtalyan arı ırkına benzer, biraz daha küçük ve koyu sarı renkli, havuç rengindedir. İtalyan arısının anası sayılmaktadır. Çok hırçın ve sokucu tabiatlı olmaları nedeniyle idare edilmeleri oldukça zordur. Melezlerinin çok iyi sonuç vermemesi nedeniyle ıslah çalışmalarında tercih edilmemektedirler. Aynı durum sarı ırka mensup Suriye arısı (A. m. Syriaca) için de geçerlidir. Güney Yugoslavya ve Kuzey Yunanistandaki Makedonya arısı (A. m. cecropia Kiews) ve Romanyadaki Karpatya arısının Karniola ırkına ait olduğu tespit edilmiştir. Performansları düşüktür. Parlak ve cazip görünüşlü Mısır arısı melezlemelerde oldukça iyi sonuçlar vermesi nedeniyle diğer ülkelere götürülmüş ve Karniola ile Kafkas ırklarının ana arılarına erkek Mısır arılar verilerek kullanılmıştır.

              4.6. Yerli ırklarımız:
              Brother Adam tarafından Anadolu arısı olarak isimlendirilen ve belirli bir ırk özelliği göstermeyen Anadolu arıları genellikle esmer renkte, uysal, sakin tabiatlı, kışlama kabiliyetleri iyi, çalışkan, dayanıklı arılardır ve yağmacılığa fazla meyilli değillerdir. İç Anadolu bölgemizde bulunan ve melezleme çalışmalarında başarılı bir şekilde kullanılan bu ırkımızın yanı sıra Kars ve Erzurum yöresinde Kafkas ırkı, Batı Anadoluda İtalyan ırkı, Karadeniz bölgesinde Karniola ırkı ve Akdeniz bölgesinde Kıbrıs ırkı arıların saf ve melez tiplerine rastlamak mümkündür.

              5. ARI BİYOLOJİSİ
              Bal arıları ergin hale gelinceye kadar sırasıyla yumurta, larva ve pupa dönemlerini yaşarlar. Bütün bu gelişme devreleri ana arı, erkek arı ve işçi arıda aynıdır. Fakat bu devreleri geçirdikleri süreler farklıdır (Tablo 2).

              Tablo 2. Bal arılarında biyolojik hayat evreleri.
              Devreler(gün)      Ana Arı    İşçi Arı      Erkek Arı
              Yumurta devresi       0-3       0-3           0-3
              Yumurtadan çıkış      3.gün     3.gün         3.gün
              Larva devresi         3-8       3-8           3-10
              Gözün kapatılması     8.gün     8.gün         10.gün
              Pupa devresi          8-16      8-21          10-24
              Ergin hale geliş      16.gün    21.gün        24.gün
               
              Ana arının yumurta bırakacağı gözler işçi arılar tarafından defalarca temizlenir ve kontrol edilir. Ana arı da bu gözleri bir kez daha kontrol eder ve gözün çapına göre döllenmiş veya döllenmemiş yumurta bırakır. Bal arısı yumurtası 1.5 mm uzunluğunda, beyaz renkli ve sosis şeklindedir. Ana arı döllenmemiş yumurta bırakmışsa ilk gün yumurta çekirdeği bölünerek çoğalmaya başlar. Üç günlük yumurtada embriyo oluşur ve 5. gün sonunda embriyo yumurtayı parçalayarak dışarı çıkar ve böylece larva dönemi başlamış olur.
              Larva, gelişmesi döneminde 5 defa değişime uğrar. İki değişim arasındaki devreye instar denir. Her değişimde larva eski kutikulasını atarak gömlek değiştirir. Larva, kanatları ve bacakları olmayan basit bir yaratık olup besleyici arıların verdiği yiyeceği yemekten başka bir iş yapmaz. Ufak bir başı ve 13 segmentten oluşan bir gövdesi vardır. Henüz göğüs ve karın birbirinden ayrılmamıştır. Başın uç kısmında antenlerin oluşacağı yerler belirgin olarak görülebilir. Ağız yapıları labium (üst dudak) ile bir çift mandibula (çene) ve bir çift de basit yapılı maxilladan oluşmuştur. Bal arısı larvalarının gözleri yoktur. Larva döneminde gözlerde bol miktarda yiyecek olduğundan ve larvalar yiyecek üzerinde yüzdüğü için bu devrede görme duyusuna ihtiyaçlar yoktur.
              Larvalar ilk 3 gün işçi arıların salgıladıkları arı sütü ile beslenirler. Daha sonraları arı sütüne polen ve nektar ilave edilir. Bal arısı larvalarının beslenmesinde iki ayrı devre ve yöntem vardır. Genç larvalar (0-3 günlük) ihtiyaçlarından çok fazla miktarda arı sütü ile donatılırlar. Yaşlı olan larvalar ise ihtiyaç duydukları zamanlarda az miktarda beslenirler. Gelişmekte olan bir arının yumurta ve larva devreleri süresince işçi arılar tarafından yaklaşık 10,000 kez ziyaret edildiği bildirilmektedir.
              Ana arı ile işçi arılar arasında genetik olarak hiçbir farklılık yoktur. Bütün ayrıcalık larva dönemindeki beslenmeden kaynaklanmaktadır. Eğer larvalar sürekli olarak ve bol miktarda arı sütü ile beslenirlerse bunlardan ana arı oluşur. İlk devrede (0-3. gün) arı sütü ve daha sonraları (3-6. gün) arı sütü, polen ve nektar karışımı daha sonraları ise (6-9. gün) nektar ve polen karışımı ile beslenirlerse bunlardan da işçi arılar oluşur.
              Erkek arı larvaları daha iri oldukları için ana arı veya işçi arı olacak larvalardan daha fazla yiyecek tüketirler. Genç larvalar arı sütü bileşimindeki yiyeceklerle, yaşlı larvalar ise polen içeriği fazla sarımsı-kahverengi bir yiyecekle beslenirler.
              Bal arısı larvalarının tek yaptıkları iş beslenmek ve büyümektir. Bu nedenle çok büyük bir mideleri vardır. Stomedeum adı verilen tüp şeklindeki ufak bir organ, ağzı mideye bağlar. Mideden sonra gelen tüp şeklindeki croctedeum anüse kadar uzanır. Proctodeumun mideyle birleştiği yerden çıkan 4 adet malpighi tüpleri boşaltım organı görevini yerine getirir. Larvalar, mide ve malpighi tüplerinin bağırsak ile birleştiği yerde bu organlar arasında geçit olmadığından larvaların oluşturdukları sindirim artıkları pupa dönemine girinceye dek dışarı atılamaz, mide ve malpighi tüpleri içerisinde depolanır. Pupa döneminde ise mide ve malpighi tüpleri proctodeumla birleşir ve artık maddeler de anüs yolu ile dışarı atılırlar. Bu arada larvalar kozalarını örerler ve bu kılıf içerisinde bir değişim daha geçirerek pupa devresine girerler.
              Pupa devresinde antenler, ayaklar, kanatlar oluşmuş, ağız parçaları ve petek gözler belirgin hale gelmiştir. Göğüs segmentleri eşit büyüklüktedir ve göğüs ile karın henüz birbirinden ayrılmamıştır. Pupa gelişmesini tamamladıkça ergin arıya benzemeye başlar. Göğüs ile karın birbirinden ayrılır. Bu arada birinci abdominal segment, göğüs ile birleşmiştir ve Propodeum adı verilen bu segment göğsün bir parçası görünümünü verir. Gelişmesini tamamlayan pupa vücudunu kaplayan kutikula tabakasını parçalayarak ergin hale gelir. Gelişmekte olan yavruların ana, işçi ve erkek arı gözlerinin açık ve kapalı dönemlerindeki kalış süreleri de farklı olmaktadır.
              Ana arı yumurtladıktan 9 gün sonra işçi arı larvalarının bulunduğu petek gözleri, 12-18 günlük işçi arılar tarafından balmumu ile kapatılırlar. Bu kapak esmer hatta kahverengi renkte ve dışa doğru bombelidir. Petek gözlerinin kapanmasıyla birlikte gözler içerisindeki larvalar kafalarındaki salgı bezlerinden salgılanan ipek yapısındaki maddelerle koza adı verilen bir gömlek veya kılıf örmeye başlarlar. Onuncu günde koza tamamlanmıştır ve yavru koza içerisinde hareketsiz olarak kaldığı prepupa devresine girer. Bundan bir gün sonra (11. gün) ise yavrular pupa devresine girerler. Bal arılarında larvalar, fizyolojik ve morfolojik yönden ergin arılardan çok farklıdırlar. Pupa dönemi ise larva dönemi ile ergin dönem arasındaki bir geçit devresidir. Bu devrede ağız parçaları, antenler, ayaklar ve kanatlar serbest hale geçerler ve bu arada pupa da ergin arıya dönüşmüş olur. Yirmi birinci günde ağızları ile balmumu kapağı delerek dışarı çıkarlar.

              6. TEKNİK ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ
              6.1. Arıcılık yapılacak bölgenin seçimi
              Bitki florası devamlı ve zengin olan, zirai mücadele ilaçları kullanılmayan, rüzgar almayan, işlek yollardan uzak, yazın gölgeli kışın ise güneye bakan bir yer seçilmelidir. Kovanlar yağmur ve çamurdan etkilenmeyecek şekilde sehpalar üzerine konulmalı, arılığın yakınında temiz su bulunmalıdır. Bal veren bitki yoğunluğuna göre kovan koyulmalıdır. Korunga, yonca ve üçgül ekili bölgelerde 4 dönüme (4000 m²) bir kovan, narenciye sahalarında 2 dönüme 1 kovan, pamuk ve ayçiçeği tarlalarında 7-8 dönüme 1 kovan, akasya alanlarında 1 dönüme bir kovan, meyve bahçelerinde ise 4-5 dönüme bir kovan hesaplanmalıdır. Arılıklar arasında 2 km mesafe bulunmalıdır.
              Arılarla çalışırken dikkat edilecek hususlar:
              Kovanlar, arıların faal uçuşta oldukları ılık güneşli günlerde açılmalı, rahat çalışmak için hava ısısı 20 °Cnin üzerinde olmalı, giysiler temiz ve açık renkli olmalı, çalışırken maske takılmalı, körük yakılmalı, kovanı incelerken (larva ve arıları rahat görmek için) güneş arkaya alınmalı, giriş deliğinin önü kapatılmamalı, kovan açılmadan önce giriş deliğinden biraz duman verilmeli, yavaş ve sakin çalışılmalı, kontrol esnasında dışarı çıkarılan petekler dışarıda unutulmamalıdır.

              6.2. Arıcılık malzemeleri
              6.2.a. Kovan
              a. İlkel kovanlar: Toprak, oyma ağaç (kütük), yarma ağaç, sepet, hasır veya tahta sandıkları halindeki ilkel kovanlar bazı arıcılar tarafından halen kullanılmaktadır. Sepet şeklinde olanlar içten ve dıştan, sandık şeklinde olanlar sadece dıştan çamur veya hayvan gübresiyle (genellikle sığır dışkısı) sıvanır. Bu işlem delik ve çatlakların kapanmasını ve dolayısıyla dış etkenlerden korunmayı sağlar. İlkel kovanlarda genellikle önde ve arkada birer kapak, önde bir uçma deliği bulunur. Bu kovanlara gerektiğinde müdahale etmek ve verimli arıcılık yapmak mümkün değildir. Arıcı kovana oğulu koyar, sonbaharda balını alır.
              b. Modern kovanlar (Fenni kovanlar): Farklı ölçülere sahip olmakla birlikte esas olarak; dip tahtası, kuluçkalık, ballık, örtü tahtası, kapak ve çerçeveler gibi kısımlara sahiptir. Modern kovanların Langstroth ve Dadant-Blatt kovanı olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Sistemleri hemen hemen aynı, ölçüleri farklıdır.

              Langstroth kovanı:
              -Kuluçkalık ve ballık 10 çerçeveliktir,
              -Kuluçkalık ve ballığın ölçüleri aynıdır,
              -Gövde duvar kalınlığı 25 mmdir,
              -Florası uzun ve kışları hafif geçen bölgelerde kullanılır.

              Dadant-Blatt kovanı (Şekil 2):
              -Kuluçkalık ve ballık 12 çerçeveliktir,
              -Ballık kuluçkalıktan daha kısadır, dolayısıyla çerçeve boyları da farklıdır, kuluçkalık çerçeveleri büyük olduğu için daha çok arı ve iş üretilebilir,
              -Gövde duvar kalınlığı 30 mmdir
              -Nektar süresi kısa ve kışları ağır geçen bölgelerde kullanılır. Bu kovanların geniş olması kışlatma esnasında büyük önem taşır. Uzun süre kapalı kalacak olan arı kovanının havalandırılması daha kolay yapılabilir.

              Modern kovanların özellikleri ve avantajları:
              a. Kovan parçaları hareketli olduğu için açılarak muayene edilmeleri kolaydır.
              b. Ana arının varlığı, arı miktarı, yavrulu peteklerin miktarı, kovanın polen ve bal durumu incelenerek kovanın kuvveti hakkında bilgi elde edebiliriz.
              c. Eskimiş peteklerin değiştirilmesi, kuvvetli kovanlardan ballı veya yavrulu petek takviye edilmesi mümkündür.
              ç. Ana arısı bulunmayan, ana arısı sakat, yaşlı veya hasta kovanlara diğer kovanlardan ana arı verebiliriz.
              d. Kovanların verimini yönlendirmek mümkündür. Ana arı, arı, arı sütü veya bal üretebiliriz.
              e. Zayıf kovanları birleştirerek kuvvetli kovan elde edebilir veya kuvvetli kovanları bölerek çoğaltabiliriz.
              f. Yağmacılık veya hastalık yayma riski olmadan arı ailesini kolayca besleyebiliriz.
              g. Temel petek ilave ederek arıların balmumu üretmek amacıyla fazla bal tüketmelerini ve bu sırada aşırı güç harcayarak hayat sürelerinin kısalmasını önleyebiliriz. Süzülen petekleri tekrar kovana geri vererek daha fazla bal üretebiliriz.
              ğ. Ballı peteklerin petek balı şeklinde pazarlanması mümkündür.


              Modern kovan imal ederken dikkat edilecek hususlar:
              a. Kullanılacak kereste beyaz veya sarı çam olmalıdır,
              b. Kereste kuru, fırınlanmış, budaksız ve çırasız olmalıdır,
              c. Kovan dıştan beyaza boyanmalıdır,
              ç. Mümkünse örtü tahtası yekpare olmalıdır, örtü tahtasının uygun bir yerinde havalandırma deliği bulunmalıdır,
              d. Standart ölçülere dikkat edilmelidir, çerçeve yan çıtaları ile kovan duvarları arasında ve çerçeveler ile örtü tahtası arasında 8 mmlik mesafe bulunmalı, kovan dip tahtası önden arkaya yükselen meyilli olmalı, çerçeve alt çıtası ile taban arasında önde 25 mm, arkada 15 mm mesafe olmalıdır,
              e. Nakliyede kolaylık olması için kapak düz olmalı, üzeri paslanmaz, su geçirmez çinko veya sacla kaplanmalıdır, ön ve arkasında hava deliği bulunmalıdır,
              f. Kovanın taşınması için gövdenin yanlarında tutma yerleri olmalıdır,
              g. Gövdenin çerçeve kulakları ile temas eden iki kısmına çerçevenin kolaylıkla hareket etmesini sağlayan çember takılmalıdır, çerçeve kulakları meyilli olmalıdır,
              ğ. Uçma çıtası üzerinde büyük ve küçük uçma delikleri bulunmalı, istenildiğinde değiştirilebilmesi için hareketli olmalıdır.

              6.2.b. Körük
              Arıcının kovanı herhangi bir nedenle açması ve muayene etmesi gerektiğinde, çalışmayı kolaylaştırmak, arıları sakinleştirmek ve fumigasyon şeklinde kullanılacak ilaçları uygulamak amacıyla duman üreten bir alettir. Bu amaçla genellikle kurumuş sığır tezeği, pamuklu bez, ağaç rende talaşı veya telis parçası yakılır. Pis ve ağır koku veren veya kükürtlü duman çıkaran yünlü bez, koyun talaşı vb maddeler kullanılmamalıdır.

              6.2.c. Maske
              Arıcının yüzünü korumak amacıyla kullandığı, şapka şeklinde giyilebilen ve başı tamamiyle örten, yüze rastlayan kısmı koyu renkli tül veya sinek teli olan, arıcıyı bunaltmayacak ve görüşünü engellemeyecek, gömlekli ve gömleksiz tipleri bulunan bir alettir.

              6.2.ç. Eldiven
              Elleri arı sokmasından korumak amacıyla genellikle arıcılığa yeni başlayanlar tarafından kullanılan eldivenler rahat çalışmayı sağlayacak, bilek kısmı kapalı ve arı iğnesinin geçmeyeceği kalınlıkta olmalıdır. Tecrübeli arıcılar hassasiyeti azalttığı için genellikle eldiven kullanmayı istemezler.

              6.2.d. El demiri
              Kazıyacak veya kovan açacağı da denilen, örtü tahtalarını açmak, çerçeveleri çıkarmak, balmumu, propolis veya döküntüleri kazımak, kovanı temizlemek, kuluçkalık, ballık ve dip tahtasını birbirinden ayırmak gibi çok amaçlı kullanılabilen, iki tarafı da keskin, demirden yapılmış bir alettir.

              6.2.e. Fırça ve tüy
              Kovanda çalışırken çalışılan bölgedeki arıları, zarar vermeden uzaklaştırmak amacıyla, yumuşak ve beyaz renkte kıllarla kaplı fırçalar veya hindi, kaz vb hayvanların uzun ve geniş kullanım yüzeyli kanat tüyleri kullanılabilir.

              6.2.f. Çerçeve kalıp tahtası ve çerçeve teli
              Çerçeve üst çıtası kalınlığında ve çerçeve büyüklüğüne göre yapılmış basit bir tahtadır. Temel petek bu tahta üzerinde çerçeveye geçirilir. Gürgenden olması ve kullanılırken ıslatılması gerekir. Çerçeve teli temel peteklerin çerçeveye tespitini sağlar ve bal süzme işlemi sırasında peteklerin kırılmasını önler.

              6.2.g. Arıcı mahmuzu
              Temel peteğin çerçeveye tutturulması sırasında çerçeve telinin temel petek içine batmasını sağlayan ortası oyuk ve dişli küçük bir tekerlektir. Isıtılarak kullanılır, fazla ısıtılırsa temel peteği eritebilir. Elektrikli olan tipleri de bulunmaktadır.

              6.2.ğ. Arıcı bizi
              Çerçeve telinin takılabilmesi için çerçeve yan çıtalarında delik açmaya yarar.

              6.2.h. Mum eritme ibriği
              Temel petek çerçeveye takılırken temel peteğin girdiği üst çıta yivine eritilmiş balmumunun akıtılmasını sağlayan, çift cidarlı bakır veya alüminyumdan yapılmış bir alettir. İçine petek parçaları ve artık mum kırıntıları konulur.

              6.2.ı. Yemlik
              Kovanda yeterli miktarda bal bulunmadığı zamanlarda arılara kuru veya sulu yem verilmesini sağlayan kaplardır. Yağmacılığı önler, ekonomiktir ve hastalık bulaştırma riski yoktur. Şurup vermek amacıyla genellikle kapağı ince çiviyle birkaç yerinden delinmiş cam kavanozlar veya çerçeveye takılmış plastik veya çinko kaplar kullanılabilir.

              6.2.i. Ana arı kafesi
              Ana arısı bulunmayan kovanlara ana arı vermek veya yaşlı ana arıları genç ana arı ile değiştirmek amacıyla kullanılan tahta çıta ve sinek telinden yapılan, çıtanın kenarında ana arının konulması veya çıkarılması amacıyla deliği bulunan bir alettir.

              6.2.j. Ana arı ızgarası
              Ana arının ballığa geçmesini ve yumurta bırakmasını engellemek amacıyla ballık ile kuluçkalık katları arasına konulan üzerinde 4.4 mm genişlikte delikler bulunan metal veya fırınlanmış tahtadan yapılmış bir ızgaradır. Bu ızgaradan sadece işçi arılar geçebilir, ana arı veya erkek arılar geçemez.

              6.2.k. Erkek arı kapanı
              Kovan uçma deliği önüne konularak erkek arıların veya yabani arıların kovana girişini veya ıslah çalışmalarında erkek arıların kovandan çıkmasını engelleyen basit bir alettir.

              6.2.l. Polen kapanı
              Arıların kovana getirdikleri çiçek tozlarını (polenleri) toplamak amacıyla kovan uçma deliği önüne konulan bir alettir. Bu aletten geçen işçi arıların arka ayaklarındaki polenler düşerek aletin alt kısmındaki bölmede toplanır.

              6.2.m. Arı kaçıran
              İki katlı kovanlarda, üst kattaki arıların alt kata inmelerini sağlayan ve üst kata çıkmalarını engelleyen bir alettir.

              6.2.n. Sır bıçağı ve tarağı
              Bal mevsiminde sırlı peteklerin süzülebilmesi ve ilkbaharda ballı peteklerin arılara yedirilmesi amacıyla sırları uzaklaştırmak veya bozmak amacıyla kullanılır.

              6.2.o. Bal süzme makinası
              Bal mevsiminde peteklerdeki balı süzmek amacıyla silindir şeklinde sac veya çinkodan yapılmış, içinde 2, 3, 4, 24 veya 48 çerçeve alabilen telli haznesi bulunan, bu hazneyi döndürecek mekanizmaya ve toplanan balların akacağı musluğa sahip büyükçe bir alettir. El veya elektrik ile çalışan tipleri bulunmaktadır.

              6.3. İlkbahar çalışmaları
              Kovanların ne durumda olduğunu ve hangi kovana ne gerektiğini, ana arının ırkını, yaşını, yumurtlama durumunu, kovandaki yavru ve ergin arı miktarını, bal ve polen miktarını ve hastalık durumunu göz önünde bulundurmak için kovan sicil kartları veya defterleri tutulur. Yine, ilkbahar muayenesinin yanı sıra ana arının varlığı ve performansının tespitiyle hastalık ve zararlıların teşhisi yapılır. Böylece gerekli tedbirler zamanında alınmış olur.

              6.4. Zayıf kovanların birleştirilmesi
              Bu işlemin amacı, anasız kovanları analı kovanlarla birleştirerek daha güçlü kovanlar oluşturmaktır. Zayıf kovanlarda yetersiz arı olacağından kışlık bal ihtiyacını dahi karşılayamazlar. Ayrıca ana arıyı da kış soğuğundan koruyamazlar ve çevreden gelen yağmacı arılara karşı da kendilerini koruyamazlar. Kovan birleştirme en çok sonbahar ya da ilkbaharda yapılır. Özellikle sonbaharda birleştirilerek kışın öldürücü soğuklarına dirençli kovanlar oluşturulmuş olur. Diğer birleştirme sebeplerinden biri de ana arı faktörüdür. Yani bir kovanda yeterince ergin arı olabilir. Fakat ana arı yoksa yine ana arısı olan bir kovanla birleştirilmesi gerekir.
              Birleştirme öncesi her iki kovan tütsülenir ve hemen kovanlar açılır. Yavrulu çerçeveler tek bir kovanda birleştirilir. Arılar da bu kovanın önüne çırpılarak işlem tamamlanmış olur. Bir diğer metot ise birleştirilecek iki kovanı üst üste koymaktır. Üst üste konulacak kovanlardan analı kovan altta anasız kovan üstte olacak şekilde aralarına birkaç yerinden delinmiş gazete kağıdı yerleştirilerek birleştirilir. İki kovan arasındaki gazete kağıdını işçi arılar zamanla parçalayarak dışarı atmaya çalışırlar, birbirlerinin kokusuna alışırlar. Her iki kovanın da ana arısı varsa, ana arılar karşılaşır ve birisi ölünceye kadar dövüşürler. Gazete kağıdı konulmadan birleştirilmesi durumunda bazen her iki ana arı da ölebilir. Gazete kağıdı konulmadan birleştirme yapılacaksa; kovanın petekleri kovanın bir kenarına yanaştırılır, diğer kenarına diğer kovanın petekleri arılarıyla birlikte yerleştirilir. Aralarına ana arı ızgarası konulur, arılar üzerine şurup püskürtülür.

              6.5. Arıların beslenmesi
              Arıların kendi ihtiyaçlarını karşılamaları için kovanda 15-20 kg bal bulunmalıdır. Eğer kovanda yeterli bal olmazsa bu durumda suni olarak beslenmelidirler. Ölümlerin ilkbaharda çok görülmesinin sebebi açlık yani yiyecek yetersizliğidir. Bir de yavru verimi baharda artacağından kovan stok balının önemi büyüktür. Baharla birlikte nektar ve polen toplama başlar. Bu nektar akımına kovanın en iyi kadrosu ile girmesi istenir. Bu da çok sayıda genç işçi arı ile mümkündür. Nektar alım sürecine girmeden 4-5 hafta önce suni beslemeye başlamak gereklidir.

              İlkbahar şurupları:
              1. Bal kullanarak  : 2 kg bal + 1 litre su veya
                                   4 kg bal + 3 litre su + 1 kg şeker.

              2. Şeker kullanarak: 1 kg şeker + 1 litre su veya
                                   2 kg şeker + 1 litre su.

              Hazırlanması: Önce su kaynama ısısına getirilir. Sonra ocaktan indirilip şeker ya da bal ilave edilerek karıştırılır. Şurup hiç bir zaman kaynatılmaz. Kaynatılırsa karamelleşme şekillenir ve karamel kokusu nedeniyle arılar şurubu yemezler.
              Kovana şurup verme şekilleri:
              1. Kovan dip tahtası uçuş deliğinin 10-12 cm gerisinden çıta ile bölünerek yemlik olarak kullanılabilir.
              2. Dip tahtasında yemlik bulunan kovanlar kullanılabilir.
              3. Gömeç yani petek yemlik olarak kullanılabilir.
              4. Standart bir çerçeve ölçüsündeki yemlik şurupla doldurularak bir petek gibi kovana yerleştirilebilir.
              5. Kapağı delikli cam veya çelik kavanozlar kovan uçma deliği önüne veya örtü tahtası deliğine yerleştirilebilir. Bu kavanozların kovan üzerine bir kat şeklinde konulabilen 8 lt kadar şurup alabilen plastik olanları da bulunmaktadır.
              Her kovana yaklaşık olarak 4-5 litre şurup verilmelidir.

              6.6. İlaç uygulamaları
              Bahar mevsimine girerken arılara koruyucu ya da tedavi amacıyla ilaç verilecek ise şuruba katılarak verilmelidir. Önce şurup hazırlanır, soğutulur daha sonra vitamin veya ilaç ilave edilir. Varroa, yavru çürüklüğü, nosema gibi hastalıklarla erken mücadele, ancak bahar şurubu ile ilaçlama yapmakla mümkündür.

              6.7. Arılarda yağmacılık
              Çiçeklerin ve nektar alımının az olduğu bölgelerde sık görülen yağmacılık, bir kovanın arılarının başka kovanların hazır balların çalmasıdır. Kovanlar güçlü değilse bu tür saldırılara karşı kendilerini koruyamazlar. Yağmacı arıları bilmek oldukça zordur. Dikkat edilirse bu arılar; ürkek, diğer arılara dokunmadan kovana girmeye çalışan ve zaman zaman kaçma eğilimi gösteren arılardır. İlkbahardaki oyun uçuşları ile yağmacıların anormal uçuşlarını ayırt etmek gerekir. Bu oyun uçuşları güzel havalarda genç arılar tarafından yapılır. Bazen yağmacılık çok sakin gerçekleşir, herhangi bir arı kavgası olmayabilir.

              Yağmacılıktan korunma yolları:
              a. Kovan kontrolü hızlı yapılmalıdır. Şüpheli arılar varsa o gün kontrol yapılmamalıdır.
              b. Bal hasadı sırasında çevreye bal bulaştırılmamalıdır. Çevreye eski gömeç ve mumlar atılmamalıdır.
              c. Şurup uygularken çevreyi kirletmemelidir.
              ç. Boşaltılan çerçeveler kovanlara akşamları yerleştirilmelidir.
              d. Kovanlarda delik ve çatlaklar bulunmamalıdır.
              e. Kovanlar uzun süre açık tutulmamalıdır.
              f. Yağmacılığa uğrayan kovanların uçuş deliği daraltılmalı, yabancı arıların girişi engellenmeli ve arıların kovanlarını korumalarına yardımcı olunmalıdır.
              g. Zayıf kovanlar birleştirilmelidir.
              ğ. Kovanların yerleri değiştirilerek yağmacılar şaşırtılmalıdır.

              6.8. Bal mevsimi
              Bal, Mayıs, Haziran ve Temmuz aylarında alınır. Bu üç ay boyunca çok fazla nektar alımı olacağından arıcının çok dikkatli ve hazırlıklı olması lazımdır. Yani, bir kovanda yer kalmazsa veya yeterli petek bulunmazsa arıların getirdiği nektarın büyük bölümü ziyan olur ya da arılar oğul vermek isterler. Bol miktarda ballık bulunması arıların daha hızlı çalışmasına sebep olur. Üç dört gün içinde bir ballığı doldurabilirler. Ballıklar belli bir düzende ve gerektiği kadar verilmeli, dolan ballıklar hemen çıkarılmadan üzerine yeni bir kat ballık takılmalıdır. Eğer dolan ballık hemen çıkarılırsa bal olgunlaşmadan çıkarılmış olur. Arılar olgunlaşmış balın üzerini ince bir balmumu ile sırlarlar. Bu sırlama oluşmadan bal çıkarılmamalıdır.
              Bal hasadı, bal mevsimi içerisinde ve kuraklık başlamadan yapılmalıdır. Yoksa yağmacılık kuraklıkla birlikte hat safhaya çıkar ve arılar arası mücadele artar. Bal olgunlaşmış ise hasadı yapılmalıdır. Eğer nektar alımı çok fazla ise 3/4 oranında sırlanmış olan petekler de olgunlaşmış kabul edilebilir. Çok zorunlu olunursa 1/3 düzeyinde bile hasat yapılmalıdır. Hasat sırasında çevreye bal bulaştırmamaya, hasat edilen ballı petekleri veya kırıntılarını ortada bırakmamaya ve kovanda yeterli miktarda kışlık bal kalmasına dikkat etmek gerekir.

              Hasat yöntemleri:
              1. Silkeleme ve fırçalama: Çerçeveler ele alınarak silkelenip fırçalanarak petek bal hasat odasına taşınır.
              2. Arı kaçıran yöntemi: Arı kaçıranlar kovan örtü tahtasının ortasına ve hasat edilecek peteklerin üzerine yerleştirilir. Daha sonra kovan kapağı hafifçe aralanarak tütsülenir.
              3. Asit tahtası yöntemi: Benzaldehit bütirik anhidrat gibi asitli maddeler beze emdirilerek kovan kapağının alt yüzüne yerleştirilir. Arılar asit kokusundan dolayı aşağıya inerler.
              4. Arı üfleyici kullanma : Benzinle çalışan ve hızlı hava akımı sağlayabilen bir alet olduğundan ve arılara hiç zarar vermediğinden oldukça kullanışlıdır.

              Bal süzme ve dinlendirme:
              Süzülecek petek ve ballıklar önce süzme odasına alınırlar. Tüm çerçeveler çıkarılarak, petekler üzerindeki sırlar sır tarağı ya da bıçağıyla kazınırlar. Sırları açılan petekler süzme makinesine yerleştirilirler. Bu makinelerin santrifüj esasına dayanan bir mekanizması vardır. Bu süzme aletinin elektrikle ve insan gücüyle çalışan farklı modelleri vardır.
              Süzülmüş peteklerde yine de bal bulaşığı kalmaktadır. Bu petekleri kuvvetli kovanlara vererek temizliğini ve tamiratını sağlamak, bir gün sonra da diğer kovanlara dağıtmak gerekir. Süzme makinesinden çıkan bal temiz değildir. İçinde petek parçaları, larvalar, arı ölüleri ve polen taneleri bulunabilir. Balın içindeki yabancı maddeleri uzaklaştırmak amacıyla sıfır numara tel elek kullanılır. Bal süzüldükten sonra bal dinlendirme kaplarına doldurulur ve pazarlanır.

              6.9. Gezici arıcılık
              Gezici arıcılık, kovanlardan alınan verimi arttırmak amacıyla yapılmaktadır. Bu yetiştiricilik şeklinde ilkbaharın erken başladığı bölgelerden başlanarak, zaman zaman çiçeğin yeni çıktığı bölgelere doğru bir hareket yolu izlenir, bu işleme genel olarak çiçek kovalamak adı verilir. Daha sonra kış yaklaşınca, kışları sert geçen bölgelerden güneye veya Ege bölgesine taşınarak arılar kışlatılır. Gezici arıcılık çok fazla itina ister. Özellikle coğrafi bölgelerimizin flora ve iklim özelliklerini takip etmek, uygun olan sıraya göre konaklamak gerekir. Çok gezen kovanların paraziter invazyonlar açısından devamlı olarak kontrolü gerekir.

              Gezici ya da sabit arıcılık yapan kişilerin kovan taşırken dikkat etmesi gereken hususlar:
              1. Kovandaki çatlak ve delikler onarılmalıdır.
              2. Kovanlar yüklemeden önce tütsülenmelidir.
              3. Kamyon, yükleme sırasında rölantide çalıştırılmalıdır.
              4. Kovanlar dizilirken rüzgar boşluklar bırakılmalıdır.
              5. Mola verilmemeye dikkat edilmeli, eğer verilirse araba yine rölantide çalıştırılmalıdır. Kovanlar üzerine su serpilmelidir.
              6. Kovan uçuş delikleri hava alacak şekilde açık tutulmalıdır.
              7. Kovan yükleme işlemi gece ya da şafakta yapılmalıdır.

              6.10. Sonbahar çalışmaları
              Arıcılığın işinin bir sonraki sezon devam edebilmesi için dikkat edilmesi gereken mevsimler sonbahar ve kış mevsimleridir. Sonbaharda bütün kovanlar tek tek incelenerek ananın durumu, stok bal düzeyi ve koloninin yetişkin arı miktarı gözden geçirilir. Kovanlar teknik açıdan incelenir. Delik, çatlak ve su geçirgenliği araştırılır. Ana arısız kovanlara ana arı temin edilir. Zayıf kovanlar birleştirilir. Sonbahar beslemesi yapılırsa arılar, yeni nesil genç arılar yetiştirir ve güçlü bir şekilde kışa girerler. Böylece bahara güçlü bir kadro hazırlanmış ve kış ölümleri de önemli ölçüde azaltılmış olur. Eğer kovan zayıf ise kış salkımı oluşturamaz ve soğuktan ölürler. Bu durumda kovan içinde bölme oluşturularak alan daraltılması yoluna gidilmelidir. Sonbaharda bal hasadı bittikten sonra hastalık ve parazitlere karşı mücadele yapılmalıdır. Nosema ve yavru çürüklüğüne karşı sonbahar şurubuna ilaç katılır. Varroa mücadelesi için tüm yavru gözlerinin açılması beklenir.
              Sonbahar şurubunun hazırlanması: 1 lt su + 4 kg bal ya da

                                                     1/2 lt su + 1 kg şeker.

              6.11. Kışlatma
              Sonbahar muayenesinde bal bırakılması en önemli konudur. Her kovanda 20-25 kg bal ve 12,000-20,000 adet arıdan oluşan kovan kışı emniyetle geçirebilir. Arıcının yapacağı en önemli iş olan soğuk mücadelesi ise kovanın iç alanının daraltılmasıyla mümkün olabilmektedir. Kovan içi ısıyı; dış çevre ısısı, salkım çevre ısısı, kovanın yapısı ve kovan içi hava dolaşımı etkiler. Dış hava ısısı iyice düşünce arılar birbirlerine sokularak kış salkımı denilen topluluğu gerçekleştirirler. Kış salkımında ısı 14 °Cye ayarlanır. Salkımın içindeki arılar ısı üretirken, çevresindekiler ısı izolasyonunda görev alırlar. Isı 7 °Cnin altına düşerse salkım iyice sıklaşır.
              Kışları sert geçen yerlerde, kapalı kışlatma sistemi uygulanabilir. Bu amaçla kullanılacak yerin; rutubetsiz aydınlık ve havalandırılabilir olması gerekir. Isı derecesinin değişmemesi gerekir. Bu yere kovanlar taşınmadan önce uçuş delikleri tel kafesle kapatılmalıdır. Kışları karlı geçmeyen bölgelerde içeri almaya gerek yoktur. Ancak sonbahar bakımı ve beslenmesi çok iyi yapılmalıdır.
              Dışarıda kışlatma sırasında bazen kovanların üzeri örtülerek soğuktan korunmaları gerekebilir. Böyle uygulamalarda uçuş deliklerini kapatmamaya özen gösterilmelidir. Kovanlar bol güneş gören, rutubetten korunan ve şiddetli rüzgar almayan bir yere dizilmelidir. Kovanlar muhtemel bir su baskınından korunmak amacıyla 30-40 cmlik yükseklikte bir sehpa üzerine konulmalıdır. Ayrıca öne doğru meyil verilerek içinde oluşacak su ve nemin uçuş deliğinden çıkması sağlanmalıdır.

              a
              30-10-2012 06:14

                ARICILIK - ARI YETİŞTİRİCİLİĞİ

                emine Emine Fire Avatar

                7. ARI AİLESİ
                Arılar, koloni ya da kovan adı verilen topluluklar halinde yaşayan sosyal böceklerdir. Diğer sosyal hayvanlarda olduğu gibi bal arılarında da koloniyi oluşturan bireyler değil, koloninin kendisi işlevsel bir birimdir. Bazı amaçlarla bir koloniyi oluşturan ana arı, işçi arı ve erkek arı ayrı ayrı ele alınırlarsa da koloni yaşamını mümkün kılan ve arıcılığı uygulanabilir yapan bunların aralarındaki ilişkilerdir.

                7.1. Ana arı
                Kraliçe arı olarak da anılan ana arının en önemli görevi yumurtlamaktır. Ana arı kovandaki bütün birimlerin anası ve gerçek dişisidir (Şekil 3). Döllenmiş yumurtadan çıkan ve diploid olan ana arı kovandaki arıların en irisidir. İşçi ve erkek arılardan uzun fakat erkek arıdan daha dardır. Diğer arılardan daha koyu renklidir. Kanatları boyuna göre biraz kısadır, vücudunu örtemez, karın kısmı uzundur ve yumurtlama mevsiminde daha da uzar. Arka ayaklarında polen sepeti bulunmaz. Eğri bir iğnesi vardır, insanları genellikle sokmaz, iğnesini rakip ana arılar için kullanır. Mum salgı bezleri yoktur. Yavruları besleyemez ve kendisi için besin hazırlayamaz, genç işçi arılar tarafından beslenir ve korunur. Gece gündüz özenle bakılır ve özel arı sütü verilir. Ana arının vücut uzunluğu 18-20 mm kadardır.
                Kovan içerisinde iyi bir işbirliği vardır. Bu düzenin sağlanmasında ana arının rolü büyüktür. Ana arı ağız çevresindeki bezlerden bazı kokular salgılamaktadır, bunlara feromon adı veriyoruz. Bu feromonlardan 9-oxodec 2-enoic asid ve 9-hydroxodec 2-enoic asid cinsel feromonlar veya toplanma feromonları adıyla anılır. Bu feromonlar; işçi arıları cezbederek arı ailesini bir arada tutar, erkek arıyı cezbederek çiftleşmenin gerçekleşmesini sağlar, işçi arıların yeni ana arı veya yüksük üretmelerine engel olur, herhangi bir işçi arının yumurtlamasını engeller, kovana girebilecek yabancı arıların tanınmasını sağlar.
                Ana arı çerçeve üzerinde ağır hareket eder fakat gerekirse hızlı da yürüyebilir. Yumurta bırakacağı gözler işçi arılar tarafından temizlenmiş ve cilalanmış olmalıdır. Ana arı yumurtlamadan önce başını petek gözüne sokar, gözün temiz olup olmadığını, yumurta bulunup bulunmadığını kontrol eder daha sonra karın kısmını petek gözüne sokarak 9-12 saniye içerisinde yumurtlar. Ana arı genellikle ortadaki peteklerin orta kısımlarına ve genellikle geceleri yumurtlar. İlkbahar ve yaz mevsiminde devamlı yumurtlar, yavru çıkarılması ve yumurta geliştirilmesi işleriyle uğraşmaz.
                Yumurtalar petek gözlerine normal olarak birer tane konulur. 0.1 mm kalınlığında ve 1.5 mm boyunda sosis ya da beyaz iplik parçası şeklindedir. İlk gün dik, 2. gün biraz yatık ve 3. gün tamamen yatık durumdadır. İlk 3 gün arı sütü ile beslenir. Ana arı olacak yumurtalar 8. güne kadar arı sütüyle beslenmeye devam edilir. Yeterli arı sütü ile doldurulduktan sonra göz kapatılır. 16. günde ana arı çıkar.
                Bir kovanda, kaybolan ana arı yerine yenisini üretmek, mevcut ana arıyı değiştirmek veya oğul elde etmek amacıyla ana arı yetiştirilir. Yeni çıkan ana arı önceleri ilgi görmez, hizmet kadrosu oluşuncaya kadar kendi kendine 3-4 gün bal yiyerek beslenir. Bu durumda ana arının karnı çekik ve kısa, kendisi küçüktür. Gözden çıkışını takip eden 3-5 gün içerisinde uçma talimlerine başlar, bu uçuşlar 10-30 dk sürer. Daha sonra çiftleşme uçuşuna çıkar.
                Genç ana arılar hayatları boyunca sadece bir dönem çiftleşirler. Bu dönem 24 güne kadar uzayabilir. Gerçekte ana arıdaki çiftleşme arzusu 12-13. günden sonra azalır. Normal olarak 20. güne kadar çiftleşmeyen ana arılar damızlıkta kullanılmamalıdır. Genç ana arılar kovan dışında ve uçarken çiftleşirler, çiftleşme uçuşu 12-17 saatleri arasında olmakla birlikte genellikle saat 14-16 arasında yapılır. Bir çiftleşme süresi 5-30 dk sürer. Hava sıcaklığı 20 °Cnin üzerinde ve rüzgarsız olmalıdır. Çiftleşmek için bazen 16 km kadar yol aldıkları gözlenmiştir. Ana arılar genellikle iki kez çiftleşmektedirler. Ana arı çiftleşme döneminde 3-4 hatta 7-10 erkek arı ile çiftleşebilir. Çiftleşmeler genellikle birbirini izleyen günlerde olmaktadır. Fakat aynı gün içinde farklı saatlerde de yapılabilir. Çiftleşmeden sonra ana arının arkasında görülen erkeklik organı çiftleşmenin başarılı olduğuna işarettir. Kovana geri gelen ana arının çiftleşip çiftleşmediğini ana arının arkasındaki erkeklik organından anlayan işçi arılar ana arıyı hemen kabul ederler ve özel bir özen gösterirler.
                Çiftleşmeden sonra spermanın spermatekaya ulaşması için geçen zaman ortalama 24 saattir. Çiftleşmesini tamamlayan ana arı 2-4 gün içinde yumurtlamaya başlar. Bu süre 1-8 gün arasında da değişebilir. Bir çiftleşmede sperma torbasına düşen sperma 3-4 yıl boyunca üretilecek yumurtaları döllemeye yeterlidir. Yeterli sperma depolayamayan ana arı 2. kez çiftleşmeye çıkmaktadır, ancak ana arı yumurtlamaya başladıktan sonra genellikle başka bir çiftleşme uçuşuna çıkmamaktadır. Ana arı 5-6 yaşına kadar yaşar, ancak 3 yaşına gelmiş bir ana arının sperma kesesindeki spermatozoitler azalacağı için dölsüz yumurta bırakmaya başlar ve dölsüz yumurtalardan erkek arılar çıkar. Sonuç olarak tüketici erkek arıların artması ve üretici işçi arıların azalması sonucu bal verimi düşer, işçi arı üretilmediği için kovan zayıflar, zayıf kovanlar kendilerini arı zararlıları ve hastalıklarına karşı koruyamaz, hastalıkların ve zararlıların diğer kovanlara bulaşmasına ve yağmacılığa neden olur, hatta ölür. Bu nedenle kovanın ana arısı 2 yılda bir değiştirilmeli yani gençleştirilmelidir. Kovanların sicil defterlerinin tutulması ana yaşını belirlemede en güvenilir yoldur. Ancak sicil defteri tutulmayan işletmelerde ana arının yaşını pratik olarak belirleyebilmek de mümkündür. Yaşlı ana arıların göğsündeki ve bilhassa sırtındaki kıllar dökülmüş, karnı sarkmış, hantallaşmış ve kanat uçları pürtükleşmiş olur. Petekler incelenerek de ana arının yaşı hakkında hüküm verilebilir. Yumurtalar peteklere gelişi güzel dağıtılmış veya bırakılmışsa, bir gözde birden fazla yumurta varsa, yavrulu gözlerden erkek arılar çıkıyorsa, yeterli miktarda işçi arı yumurtası bulunmuyorsa ana arı yaşlanmaya başlamıştır. Kovanın oğul çıkarmaya teşebbüs etmesi de ana arının yaşlanmasından kaynaklanabilir.
                İyi bir ana arı günde ortalama 1500 yumurta bırakmalıdır. Bu rakam bazı ırklarda 3000e kadar çıkabilir. Ana arının bir günde yumurtlayabileceği yumurtaların ağırlığı kendi ağırlığı kadardır. Yumurtlamaya iklim, mevsim, kovan içi sıcaklık, ana arının yaşı ve beslenmesi etkili olmaktadır. Dışarıda bulunan polen kaynaklarının zenginliği ana arının yumurtlamasını olumlu yönde etkiler ve ana arı yumurta miktarını hemen hemen buna göre ayarlar. Ana arı beslenip büyütülebilecek kadar yumurta bırakmaya dikkat eder. Ana arı bütün bir yıl yumurtlar fakat Kasım-Aralık aylarında birkaç hafta için yumurtlamayı keser. Daha sonra gerekli gördüğü miktarda yumurtlamaya devam eder. İyi bir ana arı yılda 200.000 yumurta bırakabilir.
                Ana arı küçük petek gözlerine döllü, büyüklerine ise dölsüz yumurta bırakır. Döllü yumurtalardan işçi dölsüzlerden ise erkek arılar meydana gelir. Ancak bazı hallerde büyük ve küçük iki petek gözü yanyana olduğunda ana arı şaşırıp büyük göze döllü yumurta bırakabilmektedir. Böylece arı ailesindeki erkek dişi oranını küçük ve büyük petek gözleriyle işçi arılar tayin etmektedir. Ayrıca herhangi bir nedenle kovanda ana arının bulunmaması durumunda işçi arılar hemen bir ana arı gözü (yüksük) oluşturarak döllü yumurtalardan birisini bu göze taşırlar ve ana arı adayını arı sütüyle beslerler.

                Ana arı ile ilgili bulgular ve değerlendirilmesi:
                -Kovan açıldığı zaman kovandaki ergin arı az, yavrular hiç yoksa ya da çok az ise, ana uzun süre önce ölmüş demektir.
                -Kovanda mühürlenmiş yavru gözleri var, fakat genç yavru ve yumurta yoksa ana arı yakın bir zamanda ölmüştür.
                -Yumurtalar düzensiz, gelişi güzel ve dağınıksa, aynı zamanda erkek arı gözlerine de rastlanırsa ana arı yaşlanmıştır.
                -Kovanda ana arı ve yavrulu çerçeve mevcut, ama ana arı düzensiz yumurtluyorsa, yani bir çerçeveyi doldurmadan diğerine atlıyorsa yaşlanmıştır ya da genetik kapasitesi düşük demektir.
                -Kovanda yavru yok, fakat henüz fazla irileşmemiş bir ana arı varsa kovan anasını değiştirmiştir. Yakın bir gelecekte bu ana çiftleşerek yumurtlamaya başlayacaktır.
                -Kovandaki arı populasyonu iyi, kuluçkalıktaki petekler kapalı yavru gözler ile kaplı ise ana gen ve iyi demektir.

                7.2. İşçi arılar
                Arı ailesinin en büyük topluluğunu teşkil eden işçi arılar döllenmiş yumurtalardan çıkarlar ve diploid kısır dişilerdir. Vücut uzunlukları 14-15 mmdir (Şekil 3). Kanatları karınlarını örtecek kadar uzundur. Koloninin devamını sağlayan her türlü içgüdüsel ve yapısal yeteneklere sahiptir. Kendi aralarında iş bölümü yapmak suretiyle çeşitli işleri düzen içinde yürütürler. Bazı organları ana arı ve erkek arıdan farklı yaratılmıştır. Arka bacaklarında çiçek tozlarını yükleyip kovana taşımalarını sağlayan etrafı kıllarla çevrili polen sepeti bulunur. Arka bacaklarda fırça ve tarak tabir edilen kısımları vardır. Kovandaki sayılar 20-30 bin civarındadır, bu sayı 15-80 bin arasında değişebilir. İğnesi tırtıklıdır, soktuğu yerden geri çıkaramaz, iğne iç organlarla birlikte girdiği yerde kalır, bu da ölümüne sebep olur. Gelişmemiş yumurtalıklara sahiptir. Kovanda herhangi bir nedenle ana arı bulunmadığı ve ana arı üretiminde kullanılabilecek yumurta olmadığında bazı işçi arılar ana arı görevini üstlenerek yumurtlamaya başlar. Dölsüz olan bu yumurtalardan sadece erkek arılar çıkar, bu da kovanın kısa zamanda ölümüne neden olur. Buna benzer işçi arılara yalancı ana, kovanlara ise erkeklemiş kovan denir.
                İşçi arı oluşacak larvalar yumurtadan çıktıktan sonra ilk üç gün arı sütü ile beslenir, 8. güne kadar bal ve polen karışımıyla beslenmesine devam edilir. 8. günde gözler kapatılır 21. günde işçi arılar çıkar. Gözlerden çıkan işçi arılar ilk gün kendilerini temizler, yavru peteklerinin üzerinde durarak yavrulu peteklerin ısınmasını sağlarlar. 2-3 günlükken yaşlı işçi arılar tarafından beslenirler, çevreye alışırlar ve ana arının yumurtlayacağı gözleri temizleyerek cilalarlar. 4-6 günlük olunca polen ve bal karışımıyla yaşlı larvaları beslerler. Bu sırada almış oldukları polen sayesinde, arı sütü salgılayacak olan yutak bezleri gelişir. 10-13 günlük oluncaya kadar genç kurtçukları ve ana arı larvalarını arı sütüyle beslerler. Genç arılar her bir larva gözünü, kapatılıncaya kadar yaklaşık 10.000 defa ziyaret ederler. 12-18. günlerde kovan temizliği, havalandırma, mum üretimi ve petek yapımı, 18-20. günlerde kovanı dış tehlikelerden korumak amacıyla bekçilik görevlerini üstlenirler. 20 gün boyunca kovan içi görevlerini tamamlayan genç arılar 21 günlük olduklarında nektar, polen, propolis ve su toplama işleri gibi kovan dışı görevlere başlarlar. Hayatlarının son iki haftasını da bu işlerle geçirirler. Mart ayında gözlerden çıkan işçi arılar 35 gün, Haziranda çıkanlar 28 gün, Eylül ve Ekim aylarında çıkanlar da 304 gün yaşayabilirler. Uzun ömürlü olmalarının nedeni kış mevsimi boyunca dışarıda çalışmamaları ve kovan içinde fazla hareket etmemeleridir.
                İşçi arılar görevlerine göre evci ve tarlacı arılar olmak üzere ikiye ayrılırlar. Tarlacı arılar da keşfedici ve toplayıcı olarak sınıflandırılırlar. Arılar saatte 20-25 km hızla uçarlar. Ancak bu hız rüzgara bağlıdır ve 40 kmye kadar çıkabilir. Besin kaynağının rüzgarsız ve sakin bir yerde olmasını tercih ederler. Günde ortalama 10-15 sefer yaparlar sefer sayısı 4-110 arasında değişebilir. Kovanlarından 15 km kadar uzağa gidebilirler. Hava sıcaklığı 8 °Cnin altına düştüğünde çalışmazlar, en uygun hava sıcaklığı 16-32 °Cler arasıdır. Sıcaklık 34 °Cnin üstüne çıktığında çoğunlukla su taşırlar.
                Kovan içindeki sosyal düzenin bozulmaması ve ailenin gücünü kaybetmemesi amacıyla yaşlı arılar ile sakat ve işe yaramaz genç arılar kovan dışına atılır. Bu durum ana arı için de geçerlidir. Kovan içindeki böcek ve zararlılar da dışarı atılır, dışarı atılamayacak kadar büyükse bozulup kokmaması ve hastalıklara neden olmaması için propolisle sıvanır ve mumyalanır.

                7.2.a. Mum ve petek yapımı
                Mum yapımını gerçekleştiren işçi arılar 12-18 günlük yaştadır. Balmumu üretimi için kovan sıcaklığının 35 °C veya fazlası olması gerekir. Balmumu üretecek arılar karınlarını bal ile doldururlar, birbirlerine tutunup salkım oluştururlar. Karın halkalarından pulcuklar halinde çıkan balmumunu diğer işçi arılar ağızlarına alıp yumuşatırlar, gerekli şekli vererek çerçeveye takılan temel petek üzerine petek gözlerini inşa ederler. Peteklerin kalınlıkları 25 mmdir. Bir peteğin yüzeyindeki gözler 25 mmde 5 adet ise işçi arı gözü, daha az ise erkek arı gözü olarak imal edilmiştir. Alan olarak 1 dm²de 857 göz varsa işçi arı gözü 520 göz varsa erkek arı gözüdür. Erkek arı gözleri peteğin yan ve alt taraflarında bulunur. Petek gözleri altıgen şeklindedir. Peteklere depolanan balın dökülmemesi, larvaların gözlerden düşmemesi ve larvaları beslemek için verilen arı sütü vb sıvıların dökülmemesi için gözler yukarı doğru 9-14x meyilli olarak inşa edilmişlerdir.

                7.2.b. Bekçilik görevi
                Kovanı dış tehlikelerden korumak ve zaman zaman havalandırmayı sağlamak amacıyla 18-20 günlük arılar kovan uçma deliğinin iç kısmında bekçilik yaparlar. Herhangi bir tehlikeye karşı hazırlıklıdırlar. Kovana dışarıdan gelen arının kokusunu kontrol ederler, gelen arının kokusu kendi kovanlarının veya ana arının kokusuna benziyorsa veya gelen arı nektar, polen veya su gibi yükle gelmişse kovana girmesine müsaade ederler. Kokusu yabancı olan arıyı bal veya polenle yüklü olması durumunda kabul edebilirler. Kovan uçma deliğine yaklaşan yabancı canlıları fark ettiklerinde saldırırlar, gerekirse sokarlar. Kovanlarına yapılacak ani sert hareketleri ve saldırıları diğerlerine hemen iletirler. Sokan ve iğnesini kaybeden arıdan izopentil asetat yapısında bir madde yayılır. Bu maddeye alarm feromonu adı verilir. Bu kokuyu hisseden diğer arılar yakınlarında saldırılması gereken bir tehlikenin var olduğunu anlarlar ve kokunun kaynağına doğru saldırıya geçerler. Arılar bazı kokuları hiç sevmezler. Sevmedikleri kokuların alarm feromonu kokusuna benzer olduğu tahmin edilmektedir. Tecrübeli arıcılar, arıların bazı insanların kokularını hiç sevmediklerini, bu insanların arılara yaklaşmaları halinde ölümle sonuçlanabilecek saldırılara uğradıklarını -hatta ağız ve burun deliklerinin arılar tarafından tıkanacak şiddette saldırıların olabildiğini- anlatırlar. Bekçilik görevi, zayıf kovanlarda gerektiği gibi yapılamadığı için yağmacılık olayları görülür. Sarıca arı ve Eşek arısı gibi yabani arıların saldırılarından kendilerini koruyamazlar, mum güvesini engelleyemezler. Dolayısıyla kovanlar daha da zayıflayarak ölürler.
                Kovanın havalandırılması gerektiğinde uçma deliğinin biraz dışına çıkan bekçi arılar başları kovana dönük, karınları yukarı dikilmiş halde dururlar, kanatlarını süratli bir şekilde devamlı çırparak havalandırmayı sağlarlar.

                7.2.c. Su taşınması
                Su, larvalara yedirilecek besinlerin ıslatılması, sıcak havalarda kovan ısısının ayarlanması ve kendi ihtiyaçları için taşınır. Genellikle su nektarın bol olmadığı zamanlarda, nemli topraktan, dere, çay, pınar gibi kaynaklardan, göl, havuz ve arılığa yerleştirilmiş suluklardan alır. Arı su getirdiğini anlatmak için dansını yapar ve diğer arıları haberdar eder. Kötü hava şartlarında kullanmak için su depolarlar. Bir arı su için günde 50-100 arasında sefer yapar.

                7.2.ç. Propolis taşınması
                Arılar uçma deliğini küçültmek, diğer delik ve çatlakları kapatmak, çerçeveleri oynamaması için yapıştırmak, örtü tahtalarının aralarını doldurmak, örtü tahtalarındaki havalandırma deliğini kapatmak ve kovandan dışarı atılamayan yabancı ve zararlı maddeleri mumyalamak amacıyla propolis kullanırlar. Reçineli bir madde olan propolise "eğin mumu" da denilir. Tıpta antiseptik olarak, dericilikte ve tahta işlerinde parlatıcı olarak kullanılır. Keman yapımında da kullanılmaktadır.
                Propolis, bitkilerin filiz ve tomurcuklarında oluşur. Sıcakta yumuşar, soğukta katılaşır, erime noktası balmumunun altındadır. Sarı, gri, kahverengi ve kırmızı renkte olabilir. Sıcak havalarda eriyerek yapışkan bir hal alır, kovana, çerçevelere, aletlere ve arıcının eline bulaşır, çalışmayı güçleştirir. Temizlemek için alkol ve kolonya kullanılabilir. Alkolde kısmen, eter ve kloroformda tamamen erir. Kovan ve çerçeveler temizlenirken balmumuna karıştırılmamasına dikkat edilmelidir. Kışa hazırlık amacıyla özellikle sonbaharda toplanır. Arılar propolisi taşımak için polen sepetlerini kullanırlar. Yapışkan bir madde olması nedeniyle toplanması ve boşaltılması oldukça zordur. Propolis toplayan arı yükünü evci arıya yaklaşık 30 dakikada aktarabilir. Genellikle 10-14 saatleri arasında toplanır. Havaların sıcaklığına bağlı olarak daha erken veya daha geç saatlerde de toplanabilir. Arı propolisi depo etmez, ihtiyaç duyuldukça toplanır.

                7.2.d. Polen toplanması
                Polen çiçek tozudur. Arıların ekmeğidir, kendisi yer yavrularına yedirir, fazlasını da depolar. Arı çiçekten üst çenesiyle kopardığı polenleri alt çenesiyle diline alır, biraz ıslatır, orta bacakları yardımıyla arka bacaklarındaki polen sepetine yerleştirir. Vücuduna ve diğer bacaklarına bulaşan çiçek tozlarını bacaklarını birbirine sürterek fırça ve tarakları yardımıyla polen sepetine yükler. Çiçeklerin yoğun olduğu ilkbaharda arıların çiçek tozlarına bulanmış halde kovana geldiklerini görmek mümkündür. Polenle yüklü arılar kovana geldiklerinde ya boş bir göze ya da daha önceden polen konulmuş bir göze yüklerini boşaltırlar ve diğer arılara kaynağın yeri ve uzaklığını bildirmek amacıyla danslarını yaparlar. Evci arılar gözlere konulan polenleri alınlarıyla bastırarak hava almayacak şekilde yerleştirirler. Kış için saklanacak polenlerin yüzeyi ince ve parlak bir yüzeyle kapatılır veya balla doldurulur. Bal arısı bir seferde 15 mg polen getirebilir. Kuvvetli bir kovanda 20-30 kg polen toplanabilir.

                7.2.e. Nektar toplanması ve bal yapılması
                Bitkilerin çiçeklerinin dip tarafında bulunan bezler tarafından salgılanan tatlı sıvıya nektar veya bal özü adı verilir. Bitkilerin diğer kısımlarından elde edilen bitki suları nektar kadar güzel değildir. Balın kalitesi toplandığı çiçeğe yani nektara bağlıdır. Nektar bala hem rengini hem de kokusunu verir. Arılar şeker oranı % 20 veya daha fazla olan nektarları tercih ederler, % 10un altında şeker içeren nektarları almazlar. Arının dili nektarın şeker oranını çok iyi tayin eder, % 1 ve % 2 oranında şeker içeren sıvıları birbirinden ayırabilirler. Bu hassaslık arıların çalışmasını kolaylaştırır, verimini arttırır. Şeker oranı yüksek nektarın bulunması kısa zamanda daha fazla balın üretilmesini sağlar. Arının dili ekşi, tuzlu ve acı maddeleri birbirinden ayırabilir. Elma, erik gibi ağaçlar arıların kolaylıkla nektar alabileceği ağaçlardandır. 260 gram nektardan 100 gram bal üretilir. Bir arı bir seferde 30 mg nektar taşır, bu miktar bazı arılarda 50-70 mga kadar çıkabilir. Kuvvetli bir kovandan 60-70 kg bal elde edilebilir. Bir arının ağırlığının 80 mg olduğu düşünülürse nektar taşımak için harcadığı kuvvetin büyüklüğü anlaşılabilir.
                Kovana nektar getiren arı yükünü evci arıya aktarır ve kaynağın yeri ve uzaklığını bildirmek amacıyla dansını yapar. Nektarı alan evci arılar bunu ağızlarında yoğurur, bir miktar suyunu uçurur, bala çevirir ve bal gözlerine doldururlar. Petek gözünün önce 1/4 kadar balla doldurulur. Bu sırada kovanı havalandırılarak balın suyunun uçması sağlanır. Bu işlem nektardaki şeker oranı % 20-30 arasındaysa 3 gün, % 30dan fazlaysa 2 gün sürer. Petek gözünün % 60 şeker oranına sahip balla doldurulabilmesi için 2.5 gün gereklidir. Gözün tamamının balla doldurulması ise 5 günü alır. Olgunlaşmış balla dolu gözler arılar tarafından sırlanarak kapatılır. Sırlanmamış ve olgunlaşmamış ballar petek ele alındığında veya çevrildiğinde damlalar halinde dökülür. Özellikle dışarıda nektarın bol olduğu dönemlerde, arıcılar kovanları kontrol ederken dikkatli olmalıdırlar. Balın çok üretildiğini ve kısa zamanda kovandan alınması gerektiğini düşünerek henüz olgunlaşmasını tamamlamamış balları da hasat edebilirler. Suyu uçmamış yani olgunlaşmamış balın muhafazası ve pazarlanması oldukça güçtür.

                7.2.f. Oğul verme
                Bir kovanda bir ana arı bulunur. Kovanın ana arısı bölgelere göre değişen zamanlarda, 20-25 günlük süre içinde ve genellikle öğle saatlerinde kovanı terk ederek yeni bir yuva yani yeni bir arı ailesi oluşturmaya çalışır, buna oğul verme adı verilir. Oğul verme zamanları ilkbahar başlangıcıdır, örneğin Aydın ilindeki oğul mevsimi 25 Nisan ile 15 veya 20 Mayıs arasıdır. Bu tarihlerden önce ve sonra çıkan oğullar genellikle zayıftır, bal mevsiminde yeterli kuvvete ulaşamazlar ve ekonomik değildirler. Bu mevsimden önce, oğul verecek kovandaki işçi arılar yüksükler oluşturarak yeni ana arılar üretmeye başlar ve eski ananın bu yüksükleri bozarak yeni çıkacak ana arıları öldürmesini engellerler. Yüksüklerden çıkacak yeni ana arılar, çıkmadan 2-3 gün önce "vang vang" veya "guvak guvak" benzeri sesler çıkarmaya yani ötmeye başlarlar. Bu sesleri duyan eski ana kovanı terk etmek için çıkış hazırlıkları yapar, yeni çıkacak ana arılarla kaval veya ıslık benzeri sesler çıkararak anlaşır ve taraftarlarıyla en kısa zamanda kovanı terk ederek yeni bir arı ailesi oluşturur. Bu nedenle kovandan çıkan ilk oğulda (baş oğul) genellikle bir ana arı bulunur ve bu ana arı kovanın eski anasıdır. Baş oğullar en makbul oğullardır. Daha sonra çıkan genç -bakire- ana arılar "ti-ti-ti" şeklinde ses çıkarırlar, ilk oğul çıktıktan yaklaşık 5 gün sonra ardı ardına çiftleşme uçuşuna çıkarlar, bu sırada ana arıya yol gösterici olarak katılan işçi arılar da çıktığı için oğul çıkışına benzer bir görüntü ortaya çıkar. Genç ana arıların çokluğu nedeniyle bazen işçi arılar arasında bölünmeler görülür. Bazı ana arılar çiftleştikten sonra işçi arılar tarafından kovana geri getirilebilir, bazıları da dışarıda kalarak oğul kümesi oluşturabilir. Bu gibi ikinci oğullar genellikle zayıftır ve çıktıkları kovan kontrol edilerek akıbetleri hakkında karar verilmesi gerekir. Buna göre;
                1- Çıktıkları kovan ve çıkan oğul kuvvetli ise yeni bir kovana alınır,
                2- Çıktıkları kovan ve çıkan oğul zayıf ise eski kovanlarına geri verilir,
                3- Çıktıkları kovan kuvvetli çıkan oğul zayıf ise ya eski kovana geri verilir ya da bir başka zayıf kovan veya oğula ilave edilir.

                Oğul verme belirtileri:
                -Kovanda erkek arı sayısı artar,
                -Ana arı yüksükleri oluşturulur,
                -Ana arı çok sayıda yumurta bırakmaya başlar,
                -Kovandan yaşlı ve gen ana arılara ait sesler duyulur,
                -Ana arının kendine has kokusu yardımıyla arılar uçma tahtası önünde toplamaya başlarlar,
                -Oğul çıkmadan hemen önce kovanın önünde telaşlı ve hareketli bir kaynaşma olur,
                -Son olarak kovanda kuvvetli bir kaynaşma görülür ve çok miktardaki genç işçi arı, az miktardaki yaşlı işçi arı ve bir miktar erkek arı kovanın ağzından dökülür gibi yoğun olarak dışarı fırlarlar.

                Kovan dışına çıkan arılar kalabalık kovanların bulunduğu yerde bile birbirlerini tanır ve birlikte uçarlar. Önce kovana yüzleri dönük olarak kovanın önünde uçan arı topluluğu daha sonra birkaç metre yukarıda oğul dansı denilen uçuşlarını yaparlar. Bu olay birkaç dakika sürer. Kovandan çıkmadan önce karınlarını balla doldurmaları nedeniyle işçi arılar fazla uzaklaşamazlar. Ayrıca baş oğulun eski ana arısının yaşlı olması, kanatlarının yıpranmış olması ve karnındaki yumurtalar nedeniyle ağır olması sonucu ana arı kovandan fazla uzaklaşamaz, en yakın dal vb yere konar. Ana arı ile birlikte çıkan işçi arıların karınlarının tok olması nedeniyle tekrar eski kovanlarına dönmeleri söz konusu değildir, yeni kovanlarını benimserler. Aç olarak çıkmaları halinde oğulu terk ederek eski kovanlarına döndükleri tespit edilmiştir. Oğul veren kovan sakinleşir, kovan içi işleri düzene sokar ve kovan dış kaynaklara yönelerek çalışmaya devam eder.

                Oğul vermeye neden olan faktörler;
                -İlkbaharda arı ailesinin çoğalma içgüdüsü nedeniyle çoğalmaları ve kovanda sıkışmaları,
                -Gen arı miktarının yaşlı arılardan fazla olması,
                -Ana arının herhangi bir nedenle sakat kalması, ölmesi, yaşlanması ve fazla sayıda dölsüz yumurta bırakması,
                -Kovanın küçük veya içinin dar olması,
                -Uçma deliğinin küçük tutulması,
                -Zamanında veya gerektiğinde ballık ilave edilmemesi veya balların süzülerek alınmaması, bal depo edilecek yerin olmaması,
                -Ana arı ızgarası konulması,
                -Kovanın güneşte tutulması,
                -Arının ırkıdır.

                Oğul vermenin engellenmesi:
                Arıcılıkta asıl gaye kovan başına verimin en yüksek seviyede tutulmasıdır. Bu amaçla kovanların arı miktarını arttırmak ve bal mevsimine kuvvetli kovanlarla girmek gerekir. Arı ailesi oğul nedeniyle parçalandığında kovan kuvvetten düşebilir, dolayısıyla kovanlardan elde edilecek ürünler azalır. Ayrıca çıkan oğulların kaçmamaları için arılıkta beklenilmesi, takip edilmesi, yerine yerleştirilmesi, bakımı ve kontrolü zaman alıcı işlerdir ve işgücü kaybına neden olur. Modern arıcılıkta tabii oğul kontrol altına alınmalı, ihtiyaç duyulursa suni oğul alma yoluna gidilmelidir. Tabii oğula engel olmak için;
                -Ana arı yüksüklerinin bozulması,
                -Kuluçkalığın veya kovanın iç hacminin genişletilmesi,
                -Uçuş deliğini büyüterek kovan içi havalandırmanın sağlanması,
                -Kovanların gölgede tutulması,
                -Oğul verecek kuvvetli kovan ile zayıf kovanın yerlerinin değiştirilmesi,
                -Kuvvetli kovanların bölünmesi yani suni oğul alınması,
                -Uygun olmayan hava şartları nedeniyle uzun süre kapalı kalan kovanlara şerbet verilmesi,
                -Yaşlı ana arıların genç ana arılarla değiştirilmesi,
                -Yavrulu peteklerin azaltılması, yerine kabartılmamış temel petek konulması,
                -Ballı peteklerin sayısının azaltılması veya sık sık süzülerek bal depolama hacminin arttırılması,
                -Kovan girişine erkek arı kapan konulması,
                -Oğul vermeye temayülü olmayan arı ırklarıyla çalışılması veya ıslah çalışmalarında oğul verme kriterinin dikkate alınması, gibi yöntemler uygulanabilir. Yine de dikkat edilmesi gereken konu, oğul vermesi engellenecek kovandaki ana arı yüksüklerinin mutlaka ortadan kaldırılması gereklidir. Unutulan yüksüklerden çıkacak yeni ana arılar kovanın oğul vermesine neden olur.
                Suni oğul alınacak yani bölünecek kovanlar, sadece oğul vermeye temayülü olan kovanlar değildir. Kuvvetli kovanların bazen bölünerek hem oğul vermeye kalkışmasını engellemek hem de kuvvetli 2 veya daha fazla kovan elde etmek mümkündür. Bu amaçla; kuvvetli kovanın ana arısı bulunur, asıl kovanda bırakılır, daha sonra kovanın yavrulu petekleri, ballı petekleri ve mevcut arısı eşit olarak bölünerek iki yeni kovan oluşturulur. Dikkat edilmesi gereken noktalar; yeni kovana genç ana arı verilmesi ya da yüksüklü peteklerin verilmesidir. Yüksüklü petek bulunamadığı durumlarda yeni yumurtlanmış yumurtaların bulunduğu petekler verilerek işçi arıların ana arı üretmeleri yoluna gidilebilir.

                7.3. Erkek arılar
                Erkek arılar gelişimlerini 24 günde tamamlarlar. Larvalar yumurtadan 3 gün içinde çıkarlar, işçi arılar gibi beslenen larvaların bulunduğu petek gözleri 10. günde kapatılır, 24. günde ergin erkek arılar petek gözlerinden çıkmaya başlarlar. İşçi arılardan daha iri ve tombul, ana arıdan daha kısa ve kalındırlar (Şekil 3). Yazın ortalama 54-59 gün yaşarlar. Bazen anasız kovanlarda kışladıkları tespit edilmiştir. İğneleri yoktur, antenleri ve petek gözleri iyi gelişmiştir. Polen sepetleri yoktur, balmumu salgılayamaz, petek yapamazlar. Bölgelere göre bodat veya saka gibi isimlerle anılırlar.
                Normal olarak erkek arılar işçi arıların üretilmesini takip eden 6-8 haftalık süre içerisinde görülürler. Bu dönem Nisan, Mayıs aylarıdır. Vücutları hiçbir iş yapmaya elverişli değildir. Bazen yavrulu petekler üzerinde yavruları ısıtmak için durdukları söylenirse de en önemli görevi çiftleşmektir. Çiftleşme işini en güçlü olan erkek arı yapar. 2. günden itibaren işçi arılar tarafından beslenirler, 5. günden sonra besleme işlemi azalır, yaşlandıkça kendi kendilerine beslenirler. Bal mevsiminin sona ermesiyle birlikte kovan dışına atılırlar, açlıktan ölürler. Bazen bal mevsimi devam ederken de dışarı atıldıkları görülmüştür. Hiçbir iş yapmadan bol bol yiyecek tüketmeleri nedeniyle teknik arıcılıkta erkek arıların görevi bittikten sonra kovandan uzaklaştırılmaları gereklidir. Bu amaçla kovan uçma deliği önüne erkek arı kapanı konulur ve erkek arıların kovanlara girmeleri engellenir.
                Erkek arılar 4 günlük olduklarında uçmaya başlarlar. Genellikle 6-8 günlükken ilk uçuşuna çıkar. Uçuşa çıkmadan önce gözlerini ve antenlerini temizler. İlk uçuşunda fazla uzağa gitmezler, kovan çevresinde dolaşırlar. Uçuş talimleri saat 14-16 arasında 6-15 dk süreyle yapılır. Çiftleşme uçuşu günde yarım saat ile bir saat kadar sürer. Uçuş talimleri öncesi bir şey yemediği halde çiftleşme uçuşu öncesi karnını doyurur. 12 günlük olunca cinsiyet organları gelişir. Kovandan 3-4 km uzaklaşabilir, 10-16 km hızla uçabilir. Açık ve güneşli günlerde günde 4 defa, bulutlu havalarda 1 defa uçuşa çıktığı, hava ısısının 15 °Cnin altında olduğu zamanlarda uçuşa çıkmadığı tespit edilmiştir. Çiftleşme uçuşuna çıkmış erkek arı ana arıyı havada yakalar, ana arı çiftleşme pozisyonunda ise çiftleşme gerçekleşir, değilse 3-4 dk bu pozisyonda kalır ve daha sonra ayrılır. Ana arı başka bir erkekle aynı pozisyona girer. Çiftleşme gerçekleştiğinde erkek arı baş aşağı sarkar ve çiftleşme organını ana arıda bırakarak ayrılır ve ölür. Ana arıda kalan erkek çiftleşme organı ritmik hareketlerle dışarı atılır, atılamazsa kovandaki işçi arılar tarafından çıkarılır.

                8. YER TESPİTİ
                Arılar kendi kovanlarının yerini mükemmel bir şekilde tespit ederler. Eski yerinden uzak olan ve daha önce hiç gitmedikleri bir yere getirildiklerinde, kovandan çıkan arılar hemen uçup gitmezler. Kovanın yerini tespit ve tanımak amacıyla kovanın önünde ve üzerinde çok yavaş uçarlar, özellikle kovanın önünü ve uçuş deliğini belirlemek amacıyla kovanın önünde uzun süre dolaşırlar, hatta havada sabit kalarak uçarlar. Daha sonra çevreyi tanımak ve geri dönüşü sağlamak amacıyla gittikleri yerin adeta fotoğrafını çekerler. Kovanın yerini bulmada kovanın ve kendi ana arısının kokusunun önemli rol oynadığı bildirilmektedir.
                Arılar oğul olarak çıktıktan sonra yeni kovanlarının yerini tespit ihtiyacı duyarlar. Kovanda yaklaşık 21 gün görev yaptıktan sonra kovan dışı göreve ilk defa çıkan genç arılar da keşif uçuşu yaparlar, bu olayı ifade etmek için arıcılar kovan yavru uçuruyor tabirini kullanırlar.

                9. HABERLEŞME
                İnsan gözünden uzak kapalı bir ortamda süren koloni yaşamı, her zaman muammalı ve sihirli bir dünya olarak düşünülmüş ve araştırıcıların dikkatini çekmiştir. Acaba böyle bir ortamda veya açık havada fiziksel olarak bağımsız fakat fizyolojik olarak birbirine bağımlı binlerce arı birlikte nasıl hareket edebiliyorlar? Koloni işlevlerini uyumlu bir şekilde yerine getirebilmek için nasıl hareket ediyorlar? Bal arıları toplumsal hayat yaşayan hayvanlardır. Toplumsal varlığın vazgeçilmez temel ihtiyacı da etkili bir haberleşmedir. Haberleşme olmazsa bir canlı yarı sosyal veya yalnızdır. Çünkü, basit işaretler bile olsa toplumsal etkileşimler haber aktarılmasına ihtiyaç gösterirler. Bal arılarındaki haberleşme, basit olarak algılanan cezbedici davranış uyarılarının intra-spesifik aktarılmasına veya uyarıyı alan bireylerdeki fizyolojik cevapları ifade eder. Arılar haberleri insanlardaki gibi zeka, akıl veya farkına varma yoluyla kavrayıp anlayamazlar. Bal arılarında koku alma duyusu büyük önem taşımaktadır.
                Arıların birbirlerine bilgi aktarımı veya haberleşme amacıyla kullandıkları yöntemler; koku yayma, arı dansı, dokunma ve ses çıkarmadır. Kovana gelen yabancı bir arıyı kokusundan tanırlar, buldukları nektar kaynaklarının yerini ve uzaklığını dans ederek gösterirler, arının hangi çiçekten polen getirdiğini antenleriyle dokunarak tespit ederler ve ana arı sesiyle propaganda yaparak taraftarlarını toplar ve oğul çıkarır. Bazı haberleşme yollarından daha önceki konularda bahsedilmişti. Bu bölümde koku ve dans konuları ele alınacaktır.

                9.1. Feromonlar
                Feromon kelimesinin kökü yunanca olup, pherine (taşıma) ve hormon (stimüle etme, uyarma, teşvik etme) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmiştir. 1959 yılında Carlson ve Butemant tarafından önce ektohormon olarak adlandırılan maddeler ilk kez feromon adı altında ele alınmışlardır. Koloni içerisinde haberleşmenin esas aracı feromonlardır. Feromonlar haber taşıyan, biyolojik olarak aktif maddeler olup bireyin vücudundan havaya bırakılırlar. Arılar bir kimyasal uyarı koduyla bu maddeler aracılığıyla haberleşirler. Aynı türün diğer bireyleri tarafından alındığında, alan bireyin davranış ve fizyolojisinde değişiklikler meydana getirerek belli bir reaksiyon hasıl ederler. Bezsel salgı olduklarından hormonlara benzerler fakat gerçek anlamda hormon değildirler. Salınmaları ve işlevleri tümüyle farklıdır. Koloni bireylerinin çalışmaları, gittikçe artan ve değişen koloni ihtiyaçlarıyla yakından ilgilidir. Koloni bireylerinin davranışlarının çoğu koloni bireylerinin larva ve ergin devrelerinde çıkarmış oldukları feromonlar tarafından düzenlenir. Örneğin, işçi arı meydana getirecek larvaların çıkarmış oldukları feromonlar çiçek tozu toplamayı teşvik eder, işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini önler, işçi arı gözlerinin yapımını, temizlenip cilalanmasını, yavru yetiştirmeyi, yiyecek toplamayı, bal ve çiçek tozu depolanmasını teşvik eder.
                Feromonlar arılar arasında hava, fiziksel temas ve yiyecek alış verişi yoluyla aktarılırlar. Bal arılarında feromonlar, Mandibular, Nasanov ve Kozhevnikov bezleri tarafından salgılanırlar. Ana arı feromonları, çiftleşme feromonları, alarm feromonu, iz işaretleyici (nasanov) feromonlar başta olmak üzere bal arılarında 31 farklı feromon tespit edilmiştir.

                9.1.1. İz işaretleyici feromonlar:
                İşçi arıların 6. ve 7. karın segmentleri altında yerleşmiş ve tek epidermal bezsel hücrelerin bir araya gelmesinden oluşan Nasanov bezinden salgılanır. Her hücrenin kanalı dışarıya açılır. Feromonun kokusu, geraniol, genarik asit, sitral ve nerolik asit içerir. Yiyecek kaynağı keşfedildikten sonra kovanlarına geri dönen arılar tarafından bırakılırlar. İzlenen yol daha sonra aynı türün diğer bireyleri tarafından kullanılarak kaynak bulunur. Bu feromon kovan içinde bırakılmaz. Ayrıca oğuldaki kılavuz arıların çıkarmış oldukları iz işaretleyici feromonlar ise oğula yol gösterir. Kılavuz arılar yuva yeri olmaya uygun bir yer bulduklarında, yaptıkları danslarla yerin uzaklığını ve yönünü tayin ederler.

                9.1.2. Ana arı feromonları
                Bir kovandaki çalışmaların düzenli yürümesinde ana arının kovan içinde bıraktığı feromonların büyük önemi vardır. Kovan içerisinde devamlı olarak hissedilmesi gereken bu feromonların varlığı, işçi arıların yumurtalıklarının gelişmesini dolayısıyla yalancı ana oluşumunu ve yeni bir ana arı yetiştirilmesini engeller. Çeşitli nedenlerle kovan içinde ana arının ulaşamadığı bölgelerdeki iş düzeni bozulur, ana arının olmadığını zanneden işçi arılar ana arı üretimine başlarlar.

                9.1.3. Çiftleşme feromonları
                Ana arının salgıladığı çiftleşme feromonları, çiftleşme uçuşu esnasında erkek arıları cezbeder, feromon yoğunluğunu izleyen erkek arılar ana arıya ulaşır ve onunla çiftleşirler. Kovan içinde çiftleşmeyi önler, açık havada belirli bir yükseklikte ise çiftleşmeyi teşvik eder. Erkek arılar kovan içinde ana arının varlığına değer vermezler. Açık havada ise ana arının 12 m yüksekliğe çıkınca bıraktığı feromon erkek arıları cezbeder.

                9.1.4. Alarm feromonları
                Kovanın savunması ile ilgili bir işçi arı rahatsız edildiğinde veya kovan için tehlikeli bir durum sezdiğinde abdomenini kaldırarak iğne çemberini açar, iğnesinin ucundan bir damla arı zehiri salgılar. Kanatlarını hızlı hızlı yelpazeleyerek alarm feromonlarının çevreye yayılmasını sağlar. Önemli bir alarm feromonu olan 2-heptanon adlı bileşik işçi arıların mandibular bezlerinden salgılanır. Ana arılar ve erkek arılar 2-heptanonu salgılayamazlar. Kovan içine giren yağmacı ve yabancı arılar 2-heptanon ile işaretlenir. Çiçekler üzerine sürülen 2-heptanon arıların bu çiçeklere yaklaşmasını önlemektedir. Arıların nektarı alınmış çiçekleri bu madde ile işaretleyerek diğer arıların uğramasını engelledikleri sanılmaktadır.
                Bal arıları herhangi bir yerde yürüdükleri zaman diğer arıları da cezbeden ayak izi feromonu denilen bazı kimyasal maddelerle burayı işaretleyebilirler. Ayak izi feromonlarının vücudun neresinden salgılandığı kesin bilinmemekle beraber arıların ayakları ve karın ucu ile bulunduğu yüzeye yayıldığı sanılmaktadır.

                9.1.5. Feromonların uygulamadaki önemi
                1. Çıkan oğullar boş kovanlara veya istenilen alçak yerlere kolayca çekilebilirler. Özellikle tropikal bölgelerde göçer arı kolonilerinin kovanlara alınması olanağı sağlanır. Ayrıca Afrika arıları bu sayede yakalanarak analarının imha edilmesi ve bu arıların zararlarının önlenmesi olanağı doğmaktadır.
                2. Arılar gıda işleyen fabrikalardan çiçekli bitki ıslahı yapılan seralardan uzak tutulabilirler.
                3. Ana arıların kokuları maskelenerek başka kovanlara kolayca verilebilirler, böylece çiftleşmiş ve çiftleşmemiş ana arıları güvenilir bir şekilde kabul ettirme olanağı vardır. Yapay oğulların veya kolonilerin birleştirilmeleri de problem olmaktan çıkacaktır.
                4. Yapay cezbediciler (feromon) katılan yemlerin ve şurubun kovan içindeki tüketimi artar. Dışarıdan bal özü ve çiçek tozu toplamayı teşvik eder. Koloni gelişmesini hızlandırır. Hem etkili bir tozlaşma sağlar hem de bal üretimini artırır.
                5. Kaynak seçmede titiz davranan arıların ziyaret etmeye pek istekli olmadıkları kaynakları yapay cezbedicilerle kokulandırılarak hem etkin bir tozlaşma hem de arıların bu kaynaklardan yararlanmaları sağlanır.
                6. Tarımsal ilaçların kullanılması sonucu tozlaşmada etkili böcekler ortadan kalkar. Yapay cezbediciler kullanılarak bu olumsuzluk ortadan kaldırılabilir.

                9.2. Arı dansı
                Arılarda oldukça ilginç bir haberleşme sistemi kullanılır. Herhangi bir yerde yararlanılabilecek bir besin kaynağı bulan arılar, kovana döndüklerinde "arı dansı" denilen özel birtakım hareketlerle kaynağın yerini ve uzaklığını diğer arılara bildirirler (Şekil 4). Arıların haberleşmede kullandıkları bu yöntem Alman Karl Von Frisch tarafından tespit edilerek arıcılık dünyasına sunulmuştur. Arıların kullandıkları başlıca danslar şunlardır; dairesel dans, orak yada yarım ay şeklindeki dans, dairesel danstan kuyruk sallama dansına geçiş, kuyruk sallama dansı ve sürüklenme dansı.
                Arılar tarafından yapılan dansların türü ve hızının özel bir anlamı vardır. Arı yaptığı dansın türü ve sayısıyla kaynağın hangi yönde, ne kadar uzaklıkta ve ne ölçüde zengin olduğunu anlatabilmekte ve yapılan dansı izleyerek gerekli mesajı alan diğer arılar, bazen kovandan kilometrelerce uzaktaki bu kaynağı kolaylıkla bulabilmektedirler.
                Arıların yaptıkları danslardan en önemli 2 tanesi dairesel dans (dönme dansı) ve kuyruk sallama dansıdır. Bulunan kaynak 100 mden daha yakın olduğu zaman dairesel dans, 100 mden uzak olduğu zaman ise kuyruk sallama dansı kullanılır. Bu danslar haricinde arıların alarm dansı, temizlik dansı vb. danslar da mevcuttur.
                Yapılan dansı izleyen arılar ne kadar fazla ve dikkatle dansı izlerlerse mesajı o kadar iyi algılarlar ve kaynağı kolaylıkla bulurlar. Kaynağı bulamayan arılar kovana dönerek kaynağa gidip gelen arıları izleyerek sonuca ulaşırlar. Dairesel dans ve kuyruk sallama dansı az bir değişiklikle değişik kaynaklar için kullanılabilmektedir (nektar, su veya propolis). Eğer yapılan dans, hangi besin maddesi için yapıldığını kesin olarak tanımlamıyorsa, dansı izleyen arılar kaynağın türünü dans eden arıyı koklayarak anlamaya çalışırlar. Tanımlanmaya çalışılan kaynak 5 m içerisindeki bir alanda ise sürüklenme dansı, 8-10 m arasında ise orak dansı uygulanır. 10 m ile 100 m arasındaki kaynaklar için ise orak dansı ile kuyruk sallama dansı arasındaki geçiş dansları kullanılır. Geçiş dansları arasındaki açı daraldıkça kaynağın uzaklığı 100 mye kadar daha yakın demektir.

                9.2.1. Dairesel dans:
                Dairesel dans kovana uzaklığı 100 m yarıçaplı bir daire içerisinde olan besin kaynaklarının yerini tanımlamada kullanılan oldukça hızlı ve ani hareketlerle yapılan bir danstır. Dairesel dans petek üzerinde çok dar bir alanda yapılır. Dans eden arı petek üzerinde ara sıra dans yerini değiştirir ve genellikle kendisini izleyen 1-6 kadar işçi arı vardır. İzleyici arılar antenleriyle dansçıya dokunarak dansı uygulamaya çalışırlarsa da hiç bir zaman aynısını yapamazlar. Dairesel dans daha çok kovanın 100 m etrafındaki nektar kaynaklarının varlığını bildirmek için kullanılır. Fakat uzaklık ile yönü tanımlamaz. İzleyici arılar kaynağın cinsini dansçıyı antenleri ile yoklamak suretiyle üzerine bulaşık materyalden anlarlar.

                9.2.2. Kuyruk sallama dansı:
                Kovana uzaklığı 100 mden daha fazla olan kaynakları tanımlamak için kuyruk sallama dansı kullanılır. Kuyruk sallama dansı ile yön ve uzaklık da tanımlanır. Tanımı yapılan kaynak güneş yönünde olduğu zaman arılar çerçeve üzerinde baş yukarı olarak, kaynak ters tarafta ise baş aşağı olarak dans ederler. Arı dans ederken çeşitli açılar oluşturarak kaynağın güneşe göre kovanın ne tarafına düştüğünü ayrıntılı olarak anlatır (Şekil 5).

                 Kaynağın kovana olan uzaklığı da hareketlerin sıklığı ile anlatılır. 15 saniye içerisinde yapılan dans sayısı 100 m civarındaki bir kaynak için 9-10 adet iken, 600 m uzaklıktaki bir kaynak için 7, 1000 m uzaklıktaki bir kaynak için 4, 6000 m uzaklıktaki bir kaynak için ise 2 adettir. Arı bu dansta bir yana doğru yarım daire çizer sonra ani keskin bir dönüş yaparak başlama noktasına doğru düzgün bir hat üzerinde koşar ve ters yönde bir yarım daire çizer. Böylece tam bir daireyi tamamlamış olur. Ardından arı tekrar düz bir hat üzerinde başlangıçtaki düz hattı izleyerek başlangıç noktasına ulaşıncaya kadar hızla koşar.
                Dansın düz hat bölümünde arı koşarken vücuduyla bir yandan kuvvetli titreme hareketleri yapar. Titreme hareketleri esnasında 250 Hertzlik düşük frekansta ses titreşimleri meydana getirir. Bu sesleri insan kulağı duyamaz. Ses titreşimlerinin sayısı bilinen yiyecek kaynağının uzaklığı ile yakından ilişkilidir. Uzaklık bildirmenin muhtemel başka bir vasıtası da dans bölümlerindeki arıları cezbeden zamandır. Farklı uzaklıklarda yiyecek toplayan arıların her 15 saniyede düz koşma sayıları ölçülmüş ve bu sayıların uzaklıkla ilişkili olduğu tespit edilmiştir (Tablo 3).

                 
                Tablo 3. Yiyecek toplayan arıların her 15 snde düz koşma
                ve kuyruk sallama dansını yapma süresi.

                Uzaklık, m        Her 15 snde Düz Koşma Sayısı
                100                   9-10
                600                    7
                1000                   4
                6000                   2
                Uzaklık, m        Bir Kuyruk Sallama Dansını Yapma Süresi,sn
                200                    2.1
                500                    2.5
                1000                   3.3
                2000                   3.8
                3500                   5.6
                4500                   6.3
                 

                Bu haberleşme sırasında kovandaki arılara aktarılan başka bilgiler de mevcuttur. Bunlar;
                a. Haberleşme faaliyeti esnasında diğer bir haberleşme kaynağı da çiçeklerin hoş cezbedici kokularıdır. Yiyecek toplayan arılar çiçekte çalışırken çiçeğin kokusu tüylerle kaplı vücuda siner. Arı bu kokuyu da kovana taşır. Arılar dans boyunca bu güzel kokuları algılamak için bol zaman bulurlar. Tarlada yiyecek kaynağını araştırırken bu kokuyu seçerek cevap verirler. Bu tip haberleşmenin belki danstan daha önemli olabileceği öne sürülmektedir.
                b. Bal özündeki koku da aynı derecede önemlidir. Kovana geri dönen yiyecek toplayan arılardan, yiyecek toplayacak arılara geçen bal özünün kokusunda da haberleşme ile ilgili bilgiler vardır. Belki de bu mekanizma arıların yüksek şeker içeren yiyecek kaynaklarına uçmalarını sağlamaktadır.
                c. Arılar kokulara karşı aşırı derecede duyarlıdırlar. İşçi arılar özellikle bir karışım içerisinde tek kokuyu ve aynı kokuyu değişik oranlarda içeren karışımları birbirinden ayırt etmede üstün bir yeteneğe sahiptirler. Kokuları insanlardan 10-100 kat daha fazla bir duyarlılıkla algılarlar. Örneğin, arılar izobütil benzoat ve amil salisilat gibi birbirine çok benzeyen kokuları ayırt edebildikleri halde insanlar ayırt edemezler.

                10. KAYNAKLAR
                Akbay, R. (1986). Arı ve İpekböceği Yetiştirme. A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları, No:956. A.Ü. Basımevi, Ankara.
                Frisch, K.V. (1976). Bees, Their Vision, Chemical Sences and Language. Cornel University Press, Ithata and London.
                Genç, F. (1994). Arıcılığın Temel Esasları. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları, No:166, Erzurum.
                Gülşahin, H. (1965). Arıcılık. Akın Matbaası, Ankara.
                Öder, E. (1989). Bal Arılarının Beslenmesi. Hasad Yayıncılık ve Reklamcılık, 34400, İstanbul.
                Öder, E. (1989). Balarılarında feromonlar. Ziraat Mühendisliği Dergisi, 219:23-25.
                Öder, E. (1989). Balarılarında cinsel cezbedici feromonlar. Ziraat Mühendisliği Dergisi, 220:20-22.
                Öder, E. (1990). Balarılarında iz işaretleyici, toplanma, yüzey ve yasaklayıcı primer feromonlar. Ziraat Mühendisliği Dergisi, 226:20-22.

                Kaynak: http://veteriner.selcuk.edu.tr/veteriner/not_soru/ari.htm

                 

                a
                30-10-2012 06:18
                  Gelişmiş editor için Javascript açık olmalıdır
                  ParaKazanma.co